Benim için tam bir hayalkırıklığı olan bir kitaptı.İtiraf etmek gerekirse baştan sona kadar Frida’yı bu kadar ölümsüz yapan resim yeteneği hariç ne olduğunu anlamaya çalıştım. Evet çok acı çekmiş evet başına çok kötü şeyler gelmiş çok kötü şeylerle sınanmış ama ölümsüz olabilmesi için bunlara “rağmen”diye sıralanan özelliklerin hikayelerin olduğu bir kişilik beklerdim. Ama ben kitap boyunca yaşanınların sonucu oluşan bir Frida gördüm. Bu sonuçlar, her insanda doğurulacak sonuçlardı. Ne yalan söyleyeyim bu kitaptan önce ben Frida’yı feminizmin önderlerinden sanıyordum ama benim literatürümdeki feministlikte bunlar asla kabul edilemez şeylerdi.Kendine değer verme, kadın kimliğine saygı duyma bu değildir. Bir erkek bırak kardeşinle, bırak defalarca olmasını seni tek bir kez dahi aldatıyorsa aldatabiliyorsa ve sen buna göz yumuyorsan üstüne üstük kendi eksikliğin olarak görüyorsan burda ne kendine ne cinsine saygı vardır ne de feminizm vardır. Nasıl ki o iğrenç görünümlü yaratığı Frida zekası için sevebildiyse Frida da zekası için sevilmeye layık bir kadındı.
Bir güncesinde demiş ki bunca acıya rağmen sana bir kez isyan ettim mi Tanrım demiş ama sözleri hep Tanrı’nın yaşattıklarını kendini sevmediğine bağlayan sitemlerle dolu.Tamam, tabi ki bu kadar büyük bedelleri haketmemiştir. Zaten olaya haketmek ya da haketmemek gözüyle bakmamalıyız böyle bakarsak tarihin başlangıcından sonuna kadar işin içinden çıkamayız.Kimin neyi ne kadar hakettiği, ne kadar ve nasıl yaşaması ve ölmesi gerektiği her zaman muaamma ve sınırı olan bir sorgulama şeklidir. Çünkü bunu düşünecek olursak tarih kafayı sıyırmamıza sebep olacak güce sahip.Bunun yerine hayatta payımıza düşeni en layığıyla yaşamaya çalışarak, yani, bize verilen düşünme, beyin gücümüzü, sorgulama yetimizi daha verimli ve