Dostum, kim size misafirperver değilsiniz diyebilir, evinizin önünden geçtiği halde kapınızı çalmamışsa? Kim sizi sağır ve kayıtsız görebilir, hiçbir şey anlamadığınız tuhaf bir dille sesleniyorsa size? Asla ulaşmak istemediğiniz, kalbine hiçbir zaman girmek istemediğiniz değil midir çirkinlik olarak gördüğünüz şey? Gerçekten çirkinlik diye bir şey varsa şayet, gözlerimizi örten kabuklardan ve kulaklarımızı dolduran balmumundan başka bir şey değildir bu.
Geceyi çoğu zaman dinlenme vakti olarak düşünür ve dile getirirsiniz, fakat aslen bir arama ve bulma vaktidir gece. Gün size bilginin gücünü verir ve parmaklarınıza, alma sanatında nasıl ustalık kazanacağınızı öğretir ; ancak gecedir sizi hayat hazinesinin bulunduğu yere götüren.
Güneş serpilen her şeye, ışığa olan özlemlerini öğretir. Ancak onları yıldızlara çıkaran gecedir.
Dost olmadığınız yakın komşunuzla aranızdaki boşluk, aslında yedi kıta ve yedi deniz ötesinde yaşayan sevdiklerinizle arasındaki boşluktan daha büyüktür. Zira anıların mesafesi olmaz ve sadece unutulanda, ne sesin ne de gözün yok sayabileceği bir uçurum vardır.
Çok değil daha dün, dalgalı denizde hareket ediyordunuz, kıyısız ve kimliksizdiniz. Sonra hayatın nefesi rüzgâr, yüzündeki ışıktan bir örtü dokudu size, çok geçmeden eliyle bir araya getirip biçimlendirdi size ve başınız dik şekilde dorukları aradınız. Ancak deniz peşinizden geldi ve şarkısı hala sizinleydi. Ve onunla olan akrabalığınızı unutsanız da, daima anneniz olduğunu söyleyecek ve sizi daima kendine çekecektir.