Bu kimseler, bütün hayır ve iyiliğin Hakk’ın kudret elinde olduğunu bilerek fani, geçici, aldatıcı, ziyana, hüsrana ve yıkıma götürücü şeylere aldanmayıp ve kanmayıp, nifak ve riyayı terk ederek asla münafıklık, riyakârlık ve dalkavukluk etmeyerek her zaman her şeyin hakkını gözeterek daima birbirlerine Hakk’ı tavsiye edip, her işte, her amelde ve eylemde hak ve doğru olanı tercih etmeyi ve onunla amel etmeyi, hak üzere ittifak etmeyi ve birleşmeyi, son nefese kadar Hakk’a davet etmeyi, emri bil'l-maruf ve nehyi ani'l- münkeri, iyiliği emretmeyi ve kötülüğü yasaklamayı, hak üzere yaşamayı tavsiye etmişler, belki öyle yemin etmişler ve imanları da amelleri de hep Hakk için olmuştur.
Onlar birbirlerine hakkı tavsiye ederler, bütün azim ve gayretleri Hakk adınadır, imanları da amelleri de söylemleri de eylemleri de Hakk içindir. Zira Hakk için olmayan her şey batıldır, hasardır, zarardır, ziyandır, hüsrandır.
İkinci kısım salih amellerin en kıymetlisi ve en önemlisi, belki en ekberi ve en ekmeli insanları hakka çağırma ve davet etmedir. Bu yolda nefis ile mücahede ve mücadele etmedir.
Bu salih ameller ise iki kısımdır:
1) Namaz ve oruç gibi kulun bizzat kendisiyle ilgili, kendisine faydalı olan ibadetlerdir ki bu kısım mükellefi kemale erdiren fazilet ve erdemdir.
2) Zekât ve sadaka gibi başkalarına faydalı olan ibadetlerdir ki bu kısım diğer kulları tamamlayan fadl ve iyilik etmedir.
Onların imanları yalnız gönüllerinde ve dillerinde kalmamış, bütün latifelerine, duygularına, hislerine, akıllarına, belki her bir zerrelerine işleyerek ve yerleşerek kendilerine lütfedilen iradelerine sahip olmuşlar, yaptıkları işleri Allah’ın rızasına, emir ve yasaklarına, iman ve itikatlarına; hakka, hayra, iyiliğe, güzelliğe, doğruluk ve dürüstlüğe uygun olarak yapmışlardır. Hep hakka, her zaman hayra, her an iyiliğe ve güzelliğe çalışıp kendileri için, aileleri için, akrabaları için, toplumları için, İslâmiyet ve insanlık için iyilik, akıbeti ve neticesi hayır olan işler yapmış ve salih ameller işlemişlerdir.