Onlar iman etmişlerdir, Âlemlerin Rabbi Allah’ı, meleklerini, indirdiği kitapları, gönderdiği peygamberlerini, ahireti ve kaderi tasdik etmişler; O’na ihlâs ve samimiyetle ile ibadet ve itaate söz vermişler, en güzeli doğrulayıp temiz bir itikat ile inanarak hak ile batılın, hayır ile şerrin, iyi ile kötünün, yanlış ile doğrunun, güzel ile çirkinin, muvahhid ile müşriğin, kâfirle müminin, salihle fasığın Allah (c.c) katında bir olmadığına hakkıyla ve ihlâsla inanmışlardır.
Evet, her Müslüman bilhassa ilim ehli olanlar son nefese kadar hiç kimseyi kırmadan, incitmeden hiddetle değil hikmetle İslâm’ı tebliğ etmek ve insanları Allah’a davet etmekle mükelleftir.
Demek ki ihlâs sabit değil değişkendir, artar ve azalır. O hâlde ihlâslı olanların da iman, ilim, amel, iffet ve istikamet üzere olmazlarsa ölümden gaflet ederek makam sevgisi ve şöhretperestlik sarhoşluğuyla ihlâsı bütün bütün kaybetme tehlikeleri vardır. El-Iyazü-Billah…
İhlâs sabit ve durağan bir şey değildir ki bir defa kazanıldı mı ömür boyu her amel ihlâs ile olsun. Belki iman gibi, abdest gibi ihlâsın dahi her vakit tazelenmeye ve yenilenmeye ihtiyacı vardır.