Tuğba G.

Tuğba G.
Homo sum humani a me nihil alienum puto. π
İnsanın arzuları doyumsuzdur. Keyif duymaya o kadar hevesliyiz ki hiçbir zaman yeterli gelmez bize. Duyu organlarımız duyarsızlaşıncaya kadar uyarırız, öyle ki hazzın devam etmesi için daha güçlü uyarıcılara ihtiyaç duyarız. Nefsi müdafaa hâlinde gerilimden dolayı beden hastalanır fakat beyin devam etmek ister. Beyin mutluluk peşindedir ve şu andan ziyade gelecekle ilgili olduğu için mutluluğu geleceğin mutluluk garantisi olarak algılar. Beyin, aynı zamanda sonsuz bir geleceğin olmadığını ve mutlu olmak için cennetin ve sonsuzluğun tüm zevklerini birkaç yıllık bir süreye toplamaya çalışması gerektiğini de bilir. Bu durum modern uygarlıkların neredeyse her açıdan neden bir kısır döngü içinde olduklarını açıklar. Yaşam tarzı onu sürekli bir hüsrana mahkûm ettiği için modern uygarlık doymak bilmez bir açlık içindedir. Gördüğümüz üzere bu hüsranın kaynağı gelecek için yaşamamızdır ve gelecek soyuttur; sadece beyinde bulunan mantıklı bir deneyim çıkarımıdır. "Temel bilinç" yani gerçekle ilgili düşüncelerden çok gerçeği bilen temel zihin, geleceği bilmez. O tamamen şu anda yaşar ve şu an da olanın dışında hiçbir şeyi algılamaz. Fakat becerikli beyin hafıza denen şu anın deneyimine bakar ve ondan faydalanarak tahminlerde bulunabilir. Bu tahminler nispeten o kadar doğru ve güvenilirdir ki (örneğin, "herkes ölecek") gelecek yüksek derecede bir gerçeklik kazanır ve o kadar yüksektir ki şu an değerini kaybeder. Fakat gelecek hâlâ burada değil ve gelecek şu an olana kadar deneyimlenen gerçekliğin bir parçası olamaz. Gelecekle ilgili bildiklerimiz salt soyut ve mantıksal öğelerden -tahminler, çıkarımlar ve sonuçlardan- oluştukları için yenilemez, hissedilemez, koklanamaz, görülemez, duyulamaz; yani başka bir anlamda onlardan zevk alınamaz. Onun peşine düşmek sürekli geri giden
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zaman zaman hepimiz hayvanları kıskanmışızdır. Acı çekerler ve ölürler ama bunu “sorun" hâline getiriyormuş gibi görünmezler. Hayatlarında neredeyse hiç karmaşıklık yokmuş gibidir. Acıkınca yemek yer, yorulunca da uyurlar. Gelecekleri için yaptıkları birtakım hazırlıklarını yönlendiren ise endişeden ziyade içgüdüleridir. Bildiğimiz kadarıyla hayvanlar o an yaptıkları işle o kadar meşguldürler ki hayatın bir anlamı olup olmadığını ya da geleceğin olup olmadığını sorgulamak akıllarına bile gelmez. Hayvanlar için mutluluk, kendilerini hazlarla dolu bir geleceğin beklediğinden emin olmak değil, içinde bulundukları anda yaşamın tadını çıkarmaktır.
Gelecek, er ya da geç şimdi olacağına göre, aslında anlamsız ve önemsizdir. Şimdiye dönüşmeyecek bir gelecek için plan yapmak, gelecek bana geldiğinde beni "bulamayıp", doğrudan yüzüne bakmak yerine omzunun üstünden ötelere bakan birini bulacak olan gelecekten daha anlamsız değildir.
Bala düşen sinekler gibiyiz. Hayat tatlı olduğu için ondan vazgeçmek istemiyoruz fakat ona ne kadar çok dahil olursak o kadar çok tuzağa düşüyor, sınırlanıyor ve hüsrana uğruyoruz. Onu hem seviyor hem de ondan nefret ediyoruz. Onlar için duyduğumuz kaygının bize işkence etmesi için insanlara ve sahip olduklarımıza aşık oluyoruz. Çelişki sadece bizi kuşatan evrenle bizim aramızda değil, aynı zamanda kendimizle kendimiz arasındadır. Çünkü inatçı doğa hem çevremizde hem de içimizdedir. Aniden sevimli ve ölümlü olan, hem zevk hem acı dolu, lütuf ve lanet olan, bizi çileden çıkaran bu "yaşam" aynı zamanda bedenlerimizin de yaşamıdır.