İnsanın arzuları doyumsuzdur. Keyif duymaya o kadar hevesliyiz ki hiçbir zaman yeterli gelmez bize. Duyu organlarımız duyarsızlaşıncaya kadar uyarırız, öyle ki hazzın devam etmesi için daha güçlü uyarıcılara ihtiyaç duyarız. Nefsi müdafaa hâlinde gerilimden dolayı beden hastalanır fakat beyin devam etmek ister. Beyin mutluluk peşindedir ve şu andan ziyade gelecekle ilgili olduğu için mutluluğu geleceğin mutluluk garantisi olarak algılar. Beyin, aynı zamanda sonsuz bir geleceğin olmadığını ve mutlu olmak için cennetin ve sonsuzluğun tüm zevklerini birkaç yıllık bir süreye toplamaya çalışması gerektiğini de bilir.
Bu durum modern uygarlıkların neredeyse her açıdan neden bir kısır döngü içinde olduklarını açıklar. Yaşam tarzı onu sürekli bir hüsrana mahkûm ettiği için modern uygarlık doymak bilmez bir açlık içindedir. Gördüğümüz üzere bu hüsranın kaynağı gelecek için yaşamamızdır ve gelecek soyuttur; sadece beyinde bulunan mantıklı bir deneyim çıkarımıdır. "Temel bilinç" yani gerçekle ilgili düşüncelerden çok gerçeği bilen temel zihin, geleceği bilmez. O tamamen şu anda yaşar ve şu an da olanın dışında hiçbir şeyi algılamaz. Fakat becerikli beyin hafıza denen şu anın deneyimine bakar ve ondan faydalanarak tahminlerde bulunabilir. Bu tahminler nispeten o kadar doğru ve güvenilirdir ki (örneğin, "herkes ölecek") gelecek yüksek derecede bir gerçeklik kazanır ve o kadar yüksektir ki şu an değerini kaybeder.
Fakat gelecek hâlâ burada değil ve gelecek şu an olana kadar deneyimlenen gerçekliğin bir parçası olamaz. Gelecekle ilgili bildiklerimiz salt soyut ve mantıksal öğelerden -tahminler, çıkarımlar ve sonuçlardan- oluştukları için yenilemez, hissedilemez, koklanamaz, görülemez, duyulamaz; yani başka bir anlamda onlardan zevk alınamaz. Onun peşine düşmek sürekli geri giden