1000Kitap Logosu
Alan Watts
Alan Watts
Alan Watts

Alan Watts

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.6
70 Kişi
204
Okunma
120
Beğeni
6,1bin
Gösterim
Tam adı
Alan Wilson Watts
Unvan
Yazar
Doğum
1915
Ölüm
1973
Yaşamı
Alan Wilson Watts, (d. 6 Ocak 1915, Kent - ö. 16 Kasım 1973, Mt. Tamalpais), Britanyalı filozof, yazar ve karşılaştırmalı dinler uzmanı. Çoğu Uzakdoğu dinleri ve kültürü konusunda 25'i aşkın kitabı ve birçok makalesi bulunmaktadır.
Demet Elmas
Kim Olduğumuzu Anlamamızı Engelleyen Tabular'ı inceledi.
144 syf.
Parsel parsel eylemişler dünyayı
"...hepsi de kardeşlik ve evrensel sevgi adına kurulmuş olan dinler ve din dışı gruplar, her zaman bölücü ve kavgacıdır." Ben, sen, biz, siz, onlar... Din, politika, dil, ırk, mezhep, renk... vs. Ne kadar çok bölündük değil mi? En çok da "onlar" diyoruz, "siz" diyoruz. Sanki "onlar"la aynı bütüne dahil değilmişiz gibi. Daha da mikro düzeye gidelim. "Saçlarımı uzatıyorum, tırnaklarımı uzatıyorum, kanımı dolaştırıyorum" demiyoruz da, "Saçlarım, tırnaklarım uzuyor, kanım bedenimde dolaşıyor", diyoruz. Sanki saçımız, tırnağımız ve kanımız bizim bütünümüze dahil değillermiş gibi. Hayvanlar, bitkiler, dağlar, taşlar, diğer insanlar, parça parça tüm organlar, tüm nesneler... vs. hepsini kendimizden ayrı görüyoruz. Az önce de bahsettiğim gibi bölünme ta içeriden başlıyor. Hayatı bütün olarak deneyimleyemiyoruz dolayısıyla. En başta kendimizi bölüp parçalayarak algılamaya çalışırken, dışarı dediğimiz bizim dışımızdaki hayatla nasıl bütünleşebiliriz? Hep bir öteki var ve hep bir "düşmanlık" durumu mevcut oluyor böylelikle. En fenası da kendimizi tanıyamamak. Dahil olduğumuz bütünü olduğu gibi göremediğimizde ve kendimizi o bütünün organik bir parçası olarak görmediğimizde, pek çok şeyi ve kendimizi tanımamız da mümkün olamıyor. Bu tip algılar yüzünden özgür de olamıyoruz. Kendimizi ve hayatı küçük parçalara bölüp anlamaya çalışırken, küçük küçük parçalara sıkıştırırken karmaşık ve devasa hayatı ve evreni, nasıl özgür olabiliriz? Dolayısıyla bizler de parçalara sıkışıyoruz. "İnsan doğayı yönetmeyi arzular, ancak kişi ekoloji üzerine ne kadar çok çalışırsa, bir organizmanın veya bir yapı/çevre alanının herhangi bir özelliğinden başkalarını yöneten veya hakim olan olarak söz etmek bir o kadar saçma görünür." Doğaya karşı bir savaş halindeyiz. Doğayı yönetmek arzumuz var fakat bu yönetme arzusu saçma ve olanaksız olduğu gibi bizi doğaya karşı düşmanlaştırıyor. Doğaya dahil bir doğa olan insan gün geçtikçe kendine ve doğanın bütününe körleşip duyarsızlaşıyor. Uzun zamandır böyle bir kitabın arayışındaydım. Hayatı bütünsel olarak algılayıp öyle yaşamak ihtiyacım gün geçtikçe artmıştı. Aniden alışveriş yapacağım bir sırada kitapları incelerken karşıma çıktığında çok heyecanlanmıştım ve sevinmiştim. Alan Watts, kitapta doğu bilgeliğinin bütüncül bakış açısından da faydalanarak günümüz dünyasının bu parça pinçik edilmiş algısını eleştiriyor. Çinlilerin, Hintlilerin, doğunun ve batının bu konudaki bakış açılarını karşılaştırıp eleştiriyor. Eleştirirken parçaları birleştiriyor, bütünlükten bahsediyor. Böylece hayatı başka türlü algılamanın ve yaşamanın bir yolunu sunuyor bizlere. Tüm bunlar ve bu konuda daha fazla ayrıntı kitapta anlatılmakta. Kendinizi ve evreni/hayatı bütüncül bir bakış açısıyla görebilmek adına kitabı okumanızı öneririm. Keyifli okumalar dilerim.
Kim Olduğumuzu Anlamamızı Engelleyen Tabular
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
24
Demet Elmas
Mutluluğun Anlamı'ı inceledi.
232 syf.
tat tvam asi
Mutluluk ve özgürlük için olabilecek her şeyi deniyoruz. Peki ya aslında özgür ve mutluysak da haberimiz yoksa? Sakın mutluluk ve özgürlük dediğimiz şey o imkansız olan "mükemmel" ideailimiz olmasın? Ya kovaladığımız şey kendimizsek ve kendi kuyruğunu ısıran yılan gibi bir yere varamıyorsak? Bu kısırdöngüden çıkalım derken işleri daha da karmaşıklaştırıp, arap saçına çeviriyorsak? Denemediğimiz şey kalmadı ve başaramadık, çünkü aslında aradığımız kaçtığımız şeydi. Alan Watts, bu kitabında özgürlüğü ve mutluluğu doğunun ve batının gözünden yorumluyor, karşılaştırıyor ve eleştiriyor. Çoğunlukla batının mutluluğa, özgürlüğe ve kabule bakış açısını eleştiriyor. Çünkü batının bütünden kopmuş algısının yanlış olduğunu, bu bakış açısı ile hiçbir yere varamadığını ifade ediyor. Bunları anlatırken sık düşülen tuzakları ve yanılgıları detaylarıyla ele alıyor. Okurken, aynı zamanda, Budizm ve doğunun perspektifi hakkında bilgi sahibi de oluyoruz. Keyifli okumalar.
Mutluluğun Anlamı
8.9/10
· 23 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
28
Quidam
Taoculuk Zen ve Batı Kültürü'ü inceledi.
158 syf.
·
12 günde
·
10/10 puan
Cevaplar.
Parça ve bütün. Zihin ve benlik. Duygular ve düşünceler. Siyah ve beyaz. Işık ve ses. Dünya ve Güneş. Sevgi ve acı. Sen ve ben. İçlerinde anlamlarını bilmediğiniz herhangi bir kelime var mı? Yoktur herhalde. İkili kavramların tanımladıklarının yakın ve uzak ilişkilerini de biliyorsunuz dimi? Peki hepsini karman çorman hâle getirdiğimizde de benzerlikleri fark edebilir misiniz? Mesela siyah ve sen, sevgi ve bütün, Dünya ve zihin vs. bu şekilde sonsuz sayıda ikili yaptığımız zaman bilincinizle bunları birleştirebiliyor musunuz? Hatta işi daha da eğlenceli kılıp kombinasyona katılan öğe sayısını arttıralım. Siyah, Güneş, düşünceler, sen ve parça olsun. Bütün bunları alt küme olarak düşündüğümüzde ya da duyumsadığımızda üst kümeye kadar yol alabilir misiniz? Yani hepsinin bağlı olduğu birliğin varlığını fark ederek en derinindeki öze ulaşabilir misiniz? Güneşten farkımızın sıcaklık, parlaklık ve büyüklük olduğunu söylediğimde, bana "Hayır! Düşüncelerim de güneş gibi sıcak, parlak ve büyük olabiliyor. Çünkü Güneş'ten bir parçayı içimde barındırıyorum. Tıpkı Güneş'in beni içinde barındırdığı gibi", diyebilir misiniz? Yoksa "Deli misin be avanak? Ne matrak yapıyorsun? İnsan nerede, güneş nerede! Göz var, nizam var. Kendine gel ayol!" mu dersiniz? Zihninizin çalışma şeklini parçalardan bütüne götüren bir yol olarak mı yorumlarsınız, yoksa bütünden parçaları koparıp kendi içlerine hapseden bir özümseme ocağı olarak mı görürsünüz? Gelişmiş bir canlının, tek bir hücrenin sonsuz sayıdaki çoğalma ve bölünme işlemiyle oluştuğunu öğrendiğimizde bir karıncadan veya bir virüsten bambaşka bir bene sahip olduğunuzu söyleyebilir misiniz? İçinizdekilerin aslında içeride diye ayrılmadığını nasıl fark edebilirsiniz ki? Bedeninizin, ruhunuzla ya da metafiziksel boyutunuzla bitişik ama bambaşka bir şey olduğunu bilinçle nasıl kavrayabilirsiniz ki? Sizi eyleme ve/veya söyleme iten düşüncelerinizin aslında eylemi gerçekleştiren olduklarını da duyumsayabilir misiniz? Duygularınızın, düşüncelerinizi doğurduğuna fakat bu doğumun kendi içine doğru, yani kendindeliğinden kendi kendine doğru olduğuna inanabilir misiniz ki? Duyumsama yoluyla olmadan bir düşüncenin gerçekliğinden nasıl emin olabilirsiniz ki? Duyumsadığınız bir gerçeğin de aslında içinizde çoktan beridir olduğunu fark ettiğinizi nasıl unutabilirsiniz ki? Gerçeğin, anlamını ve kendisini oluşturanın yine siz olduğunu nasıl görebilirsiniz ki? Bilincinizi suyun akışında giden bir yaprak gibi bıraktığınızda, sunduklarından dolayı kendinizden kaçan siz değil misiniz? Kendi içinize yönelmenizi engelleyen yine siz değil misiniz? Dışarıya baktığınızda da yine kendinizi gören de sizsiniz dimi? Kaçan, kovalayanın her yerde ve her şekilde olduğunu bilmesine rağmen neden kaçarsınız peki? Aynaya baktığınızda yansıttığı bedeniniz mi, yoksa aynanın üzerine yansımış siz mi gerçeksiniz? Sizi bire bir aynı şekilde taklit edebiliyor ve maddesel ile ruhani bütününüzü olduğu gibi sunabiliyorken bir kaç kum tanesinden ne farkınız kalır ki? Parçalara bölünmüş benliğinizi tekrar birleştirebilir misiniz ki? Özünden koparılmış olan her şeyi bir bütün olarak kavrayabilir misiniz ki? Kendinizi -yani her şeyi- kelimelerden ve bilincinizden yoksun bir şekilde duyumsayabilir misiniz ki? Derinlerinize indiğiniz zaman katmanları birbirinden ayırdıkça çelişkinin arttığını fark edebilir misiniz ki? Derinliğin seviyelerden değil, içiçe geçmiş yoğunluklardan oluştuğunu hissedebilir misiniz? Dikkatinizi kendinize en son ne zaman yönelttiniz ki? Yönelttiğiniz de bir yönelim mi vardı, yoksa bir zorlama mı? Dışarıya baktığınızda kendinize dair ne görüyorsunuz? Kelimelerin oyunlarını fark edebiliyor musunuz? Yazdığım kelimeleri okuduğunuz zaman zihninizi oradan oraya sürüklediğimi anlayabiliyor musunuz? Her birinin oluşturduğu çağrışım ya da gittiği yolun diğerlerinden farklı olduğunu görebiliyor musunuz? Kelimelerimi aradan kaldırdığım zaman ise onlara baktığınız ve peşinden gittiğiniz gibi bana yaklaşabilir misiniz? Karşınızda tüm zihinsel ve bedensel çıplaklığımla duruyor olsaydım eğer, siz de soyunabilir miydiniz? Soyunmayı geçtim bana bakabilir miydiniz? Yoksa açıkta olan yerlerim size komik ki gelirdi? Ya da daha da kötüsü iğrenç mi gelirdi? Cinsel organımın görüntüsü nasıl bir duygusal durumunuzu tetiklerdi? Daha önce hiç görmediniz mi yoksa? Hiç seks de mi yapmadınız? Hani bir canlıyı, beninin dışındaki bir benle kurabileceği en yakın ve etkili teması duyumsamadınız mı? Günah olduğu için mi bundan kaçındınız? Yoksa hayvansal bir içgüdü olarak gördüğünüz için aşağılayıcı bir eylem olacağı kanaati mi verdiniz? Peki eylemin kendisi yaşamı barındırabilicek kadar özel ve güzel iken, zihninizde kaçınılması gereken bir eylem olmasını sağlayan ne olmuş olabilir? Parça pinçik olmuş düşünceleriniz, size, aslında cinsel organınızının siz olduğunu söylemedi mi? Hatta benimkinin bile siz olduğunu söylemedi mi? Sevginin bir araya getireceği cinsel organların sadece hayvansal bir zevk ve ürüme olduğunu mu düşündürdü yoksa? İşin içine evlilik girmedikçe kutsallığı ve güzelliği yok mu yoksa? Sizinle dünya ve insan arasındaki bağlantı kağıt üzerine atılan bir imzada mı veya imam ya da papazın söyleyeceği duada mı yoksa? Zevkin ve acının bahşedildiği canlılıkta böyle sınırlar gerçekten var mı? Yoksa bu sınırları çeken bizim kelimelerimiz mi? Bir insana dokunduğumuzda, aklımızın sunabilecekleri o temasın karşılığı olabilir mi sizce? Kelimelerin uzanabiliceği bir sonsuzluk var mı sizce? Kelimeleri ve zihni çıkardığınızda geriye duyumsadığınız ne oluyor peki? Bir insanın bedenini oluşturan sizin dokunuşunuz ve gözünüz değil mi? Aynı şekilde kayayı sert yapan da sizin parmaklarınız değil mi? Olanları iyi ve kötü diye ayıran sizin bilinciniz değil mi yoksa? Yargılarınızdan uzak bir şey var mı sizce? Sizin sınırlamanıza kendiniz bile maruz kalmışken, dışarıda herhangi bir şeyi bağımsız görebilir misiniz? Kendiniz evrendeki herhangi bir şeyden bağımsız olabilir misiniz? İnandığınız Tanrının ya da herhangi bir şeyin siz olduğunu anlayabilir misiniz? İnandığınızı, inancınızla sınırlandırdığınız farkında mısınız peki? Araya çizdiğiniz tüm sanrısal sınırların üzerinde geçebilecek cesarete sahip misiniz? Dünün ve yarının sadece kafanızda olduğunu da biliyorsunuz dimi? Tam şu anı ise ebediyetin içinden alıp kendinizde duyumsayabildiğinizi ayırt edebiliyor musunuz peki? Yaşamın ölümden hiçbir farkı olmadığını kanıtlayabilseler ya da duyumsayabilenler benzetme yoluyla sizlere anlatsa herhangi bir şekilde deli olmadığını düşünebilir misiniz ki? Sevginin kapsamadığı hiçbir zerrecik olmadığına düşünce yoluyla varabilir misiniz peki? Acının ve sevginin özde içiçe geçiren ve bütünleştiren yegâne yapıştırıcı olduğunu hissedebilir misiniz peki? Tüm bu soruları soranın siz olduğunu söyleyebilir misiniz? Aslında sorular size değil, bana yönelik olduğunu söyleyebilir misiniz? Bunları kitabın yazdırdığını düşünebilir misiniz? Okuduklarınızın oluşturacağı etkiyle bana yaklaşabilir misiniz? Bana yaklaştığınızda kitabı da içinize almış olamaz mısınız? Aslında kitabın sizin ve benim, aslında sadece bütünsel benin hikâyesi olduğunu görebilir misiniz? Buradaki soruların barındırabiliceği her şeyin bizden öteye gidemeyeceğini öğrendiniz mi? Her şeyin bizde başladığını ve bizimle sonsuza gideceğini tüm benliğinizle duyumsayabiliyorsunuz dimi? "Bu görünüm gerçeğe uyuyor mu diye kendimize soracak olursak alacağımız ilk yanıt, bir başına, öteki şeylerden soyutlanmış gerçek diye bir şeyin olamayacağıdır. Gerçek her zaman bakış açılarına göreli olarak vardır. Ateş derimize görece olarak sıcaktır. Dünyanın yapısı duyu organlarımıza ve beynimize yansıdığı kadarıyla bilincimize ulaşmaktadır. Öyleyse örneğin sözü geçen yaşantıda olduğu gibi insanın zihinsel ve bedensel oluşabilecek değişiklikler, algılarını ve sezgilerini güçlendirebilir. Ama başka yönde oluşabilecek değişiklikler şu dünyanın gerçeğini şizofreni ya da çöküntü içinde olan kimseye gösterdiği biçimde bize de sunabilecektir." "Eğer bilinçli imanla aşk arasında bir fark varsa bu fark kıl payından daha büyük olmamalı."
Taoculuk Zen ve Batı Kültürü
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
20