Günahın hemen her yeri kuşattığı bu ortamda ,özellikle ‘cinsellik’le ilgili günahlar bin koldan saldırıyor. Sokaklar, meydanlar, arabalar,evler,vapurlar billboard’lar, gazeteler, dergiler , Tv’ler, Cd’ler, afişler,reklamlar, filmler,internet, vitrinler, düğünler, dernekler, sergiler... derken, hemn her alanda, cinsellik kainatın ve Halık-ı Zülcelalinin izin vermediği bir biçimde açığa vuruluyor.
Nitekim, mesela ‘elbise’ denilen şey artık insanı sıcaktan, soğuktan ve günahtan korumak üzere sunulmuş bir nimet olarak kullanılmıyor. Aksine , tasarımcıların aklı ‘daha az kumaş, daha ziyade tahrik’ formülüyle çalışıyor. Etekler kısalıyor, kumaşlar şeffaflaşıyor, elbiseler daralıyor. Tasarımlar vücut hatlarını ya düpedüz açıkta bırakacak veya örtülse de belli edecek şekilde gerçekleşiyor. Öte yandan özgür ve özgün reklamcıların ‘kadın’sız bir reklam düşünemediği; bir cam şişe reklamının dahi bir köşeye müstehcen bir kadın resmi iliştirmeden becerilemediği gözleniyor. Tv programları, filmler, dergiler,kapaklar, Billboard’lar , fuarlar, açılışlar... da eklenirse, yaşadığımız günler, hemen her yönden , akılları ve kalpleri cinselliğe endeksleyen bin türlü taciz unsurunu kuşanmış vaziyette karşımıza çıkıyor.
Esasen , öncelikle ‘sanal’ dünyalarda inşa edilen, sonra da Jean Baudrillard’ın bir modern olgu olarak ısrarla vurguladığı simülasyon (benzeşim) süreci içinde gerçek hayata kopyalanan bir hal var karşımızda. Önce dergi sayfalarında, Tv ekranlarında , film karelerinde sergilenen bir tablo, adım adım sokaklara, evlere, işyerlerine, meydanlara taşınıyor. Böylece, bütün bunları yadırgayan pek çok insan dahi, bugün bu sürece dahil olmuş görünüyor.
Cinselliğin kendisini bu kadar açık biçimde ve bu kadar geniş bir zeminde ortaya koyduğu modern zaman tablosu, ahirzaman fitnesinde