Vapurumuz yolun yarısına geldiğinde Kumkapı açıklarında bekletilen gemiler de Boğaz'dan geçmek üzere dümen kırmışlardı. Kaptanımız bacasında orak-çekiç taşıyan bir gemiye yol vermek için hız kestiğinde arkadaşlarla martılara attığımız simitler çoktan bitmişti.
Önümüzden geçecek olan geminin güvertesine dikkatle bakıyordum. Tanıdık mı arıyorsun? diye takılan arkadaşlarıma yabancı bandıralı bir geminin güvertesindeki insanlara el sallamaktan aldığım mutluluğu anlatamazdım. Haftalarca belki de aylarca denizlerde dolaşan tayfalara, tanımadığı bir insanın el sallaması küçük de olsa bir yaşama sevinci katar diye düşünüyorum.
Niye bana üzüntü vermedi bugün ölüm? Yoksa onu düşünmek mi istemiyorum? Hayır, şu Ayşe Hanım'la Hüseyin Avni Bey'e kızdım. Ne ayıp şey birbirini sevdiğini mezardan bile söylemek bir karıkoca için!
Cömerttir, cömert! Sonra vakti gelince, bize yeter dereceye kadar bir bayram gösterdikten sonra, yine alır kucağına, çürütür, doğurur. Çürütür, doğurur. Erkekler değil ama kadınlar muhakkak topraktan çıktı. Toprak ana! Toprak ana! Her mahlukun dişisinde bir topraklık var. Biz erkek kısmı güneşin, havanın, suyun çocuklarıyız belki, ama kadınlar muhakkak topraktan.