İnsanlar prensip olarak delilerden hoşlanmıyorlar; iyi resim yapan deliler hariç, ama onlardan hoşlanmaları için o insanların ölü olmaları gerekiyor. Ne var ki deliliğin Dünya'daki tanımı çok belirsiz ve tutarsız. Bir dönem tamamıyla aklı başında sayılan bir hareket bir diğerinde delilik işareti oluveriyor. İlk insanlar hiç sorun yaşamadan çıplak gezebiliyorlardı mesela. Hatta nemli yağmur ormanlarındaki bazı insanlar hala böyle geziyor. Yani deliliğin bazen zamanla, bazen de posta koduyla alakalı bir şey olduğu sonucunu çıkarabiliriz.
Temel kural basitçe şu: Dünya'da aklı başında görünmek istiyorsanız doğru yerde olmanız, doğru kıyafetleri giymeniz, doğru şeyleri söylemeniz ve doğru çimlere basmanız gerekiyor.
Senin doğduğun gün bir kapı belirmişti - ya da ortaya çıkmıştı, çünkü aslında zaten hep oradaymış - hayattan çıkış kapısı, her şey bitince kapısı, tamamlanınca, teşekkür ederim: sıradaki, işte o kapıdan önce benim geçmem lazım. Beni dinliyor musun? O kapıdan benden önce geçme. Doğal düzen bu, Denizci. Doğal düzeni bozma. Yoksa seni öldürürüm. Kendimi öldürürüm.
Ne zaman anneannemi düşünsem kalbim ağrır ve ona acıyormuşum gibi hissettiğim için bundan nefret ederim, fakat bunu sevgi olarak yorumlamaya karar verdim. Ve sevgi söz konusu olunca belki de bu tür duygular kaçınılmaz oluyor.
Suya battığımızda ayaklarımızın altında zemini, dibi hissetmek iyi gelebilir, çünkü kendimizi tekrar yukarı itebileceğimizi biliriz. Fakat hayatınızdaki zemini hissedemiyorsanız, korku fazla gelebilir. O yüzden dibe vurmak iyi bir şeydir.