"Her şey birbirine karışmıştı. Yaşadıklarının bir düş olduğunu hissetti yalnızca; mutluluk ya da mutsuzluk, insanlar ya da yalnızlık, geçmiş ya da gelecek bir düştü. Arzuladığı hiçbir şey yoktu artık. Böyle bir anda suskunlaşmak - ölmek bu herhalde, diye acıyla düşündü."
"Nedenini bilmiyorum, ama artık ders çalışamıyorum, hissizleştim, buradaki hiçbir meslek beni çekmiyor,
çünkü bu korkunç ve boğucu yalnızlık duygusundan kimse
beni çekip çıkarmıyor."
"Sonraki günlerde de değişen bir şey olmadı: Hüzünle
sevinç, umutla düş kırıklığı sürekli iç içeydi; belirsiz bir
duygu, ama daima yabancı olmak ve alışamamak..."