Tuğçe Türken

Tuğçe Türken
@tugceturken
Artık güz mevsimini yaşayan kırlarda dolaşmaya koyuldu, mevsimin etkisine yenik düştü. Sonbaharın yavaş yavaş sahneden çekilişi, yaprakların ağaçlardan sessiz sedasız dökülüşü, çayırların esmer bir renge boyanışı, sabahları çöken yoğun sis, olgunlaşıp yorgun düşmüş bitkilerin ölüme kucak açışı, bütün hastalar gibi Hans’ı da ağır ve karamsar bir havaya soktu, kasvetli düşünceler uyandırdı kafasında, o da çevresindeki doğayla birlikte yok olmak, uykulara dalmak, ölmek istiyor, gençliğinin buna karşı çıkmasından ve suskun bir dayatışla hayata sarılıp bırakmayışından üzüntü duyuyordu.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Neden o alabildiğine duyarlı ve nazik çocukluk yıllarında durmaksızın her gece geç vakitlere kadar ders çalışmak zorunda bırakılmıştı Hans? Neden tavşanları elinden çekilip alınmıştı? Neden Latince okulundaki arkadaşlarına bile bile yabancılaştırılmış, oltayla balık tutması ve gezip tozması yasaklanarak insanı yiyip bitiren kepaze bir açgözlülük ideal olarak kendisine benimsetilmek istenmişti? Neden manastır okulunun giriş sınavından sonra bile alnının teriyle kazanıp hak ettiği tatil ona çok görülmüştü? İşte şimdi aşırı zorlanmış zavallı bir at gibi yol kenarında kalakalmıştı, bundan böyle de bir işe yarayacağı yoktu.
Sayfa 140·Kitabı okudu
O körpe yaratıkların doğasındaki hoyrat gücü ve tutkuları dizginleyerek söküp atmak, bunların yerine devletçe saptanmış sıradan ideallerin fidelerini dikmek bir öğretmenin hem görevi hem devletçe kendisine buyur edilip verilmiş mesleğinin yükümlülüğüdür. Şu anda halinden memnun ve çalışkan kaç memur ve vatandaş okul denen kurumların bu yoldaki çabaları olmasaydı kararsızlık içinde bocalar, bir fırtına gibi oradan oraya esip durur, hayallerle uğraşan biri olup çıkardı kimbilir? İçlerinde bir şey vardır gençlerin, vahşi ve kural tanımayan, uygarlığa ters düşen bir şey, ilkin bunun sökülüp atılması gerekir; tehlikeli bir alev vardır, ilkin bunun bastırılması, ayaklar altında çiğnenerek söndürülmesi gerekir. Doğanın yarattığı haliyle insan sağı solu belli olmayan, içyüzü kavranamayan netameli bir varlıktır. Bilinmedik dağlardan, bayırlardan kopup gelen bir seldir adeta, balta girmemiş bir ormandır, ne bir yol geçer içinden, ne bir düzene sahiptir. Nasıl balta girmemiş bir ormanın ağaçtan yana biraz hafifletilmesi, bir temizlik işleminden geçirilerek belli sınırlar içinde tutulması gerekiyorsa, okulun da doğal insanı ilkin parçalayıp dağıtması, dize getirmesi ve zor kullanarak onu belli sınırlar içine hapsetmesi gerekir. Okulun görevi, üst makamlarca benimsenmiş ilkelere uygun olarak insanı toplumun yararlı bir üyesi yapmak ve onda kimi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlamaktır; öyle özellikler ki, ilerde geliştirilip mükemmelleştirilmeleri okulda titizlikle sürdürülmüş kışla eğitimini tamamlayıp bütünlesin, tepesinde bir taç gibi oturup süslesin onu. Herr Joseph Giebenrath’ın oğlu Hans ne de güzel bir gelişme göstermişti: Avarelikleri ve oyunları kendiliğinden bir yana bırakmıştı adeta; ders sıradaki o sersemce gülmeleri çoktan geçmişe karışmış, bahçede oyalanma, tavşan
Sayfa 59·Kitabı okudu