tugc3ce

tugc3ce
@tugee
yıldızların arasında bir yıldız hayat gerçek yüzünü gösterdikçe yazıyorum
Yine de insan bazen ait hissetmek istiyor: bir şehre, bir eve, bir insana. Eh bunlar yarım yamalaksa yapabileceğim tek şey her gün selamlaştığım kedicanlarımdır. Bir gün beni de aralarına alsalar; her kaldırım başına dökülen bayat kuru mamaların arasından en tazesini bulmak icin yarışsak, bir farenin peşine takılıp öğle yorgunluğuyla her zamanki beyaz arabanın üstünde sahibi bizi kışkışlayana kadar keyif çatsak... Kedi olsan bile hayat koşuşturmacası bitmiyor. Demek ki asıl sorun nefes almakta.
Reklam
Bugün öğle arasında yemeğimi yemek için 29'a gittim. Sürekli kuşların kanat sesleri geldi kulağıma. En son kafamı kaldırıp yukarı baktığımda beyaz bir güvercinin durduğu yerde kanat çırpışına şahit oldum. Hani güvercin beslerler ya. Kuşcağız alışır, nereden salarsan sal yine o balkona o çatıya konar. Onlardandı işte. Beyaz bir güvercin... Ağzımdaki lokmayı çevirirken güvercinle anlam veremediğin bir bağ kurdum, onu anlamaya çalıştım. Asıl özgürlüğün ne demek olduğunu ben ona, bu halimle anlatmak istedim. Hayvancağızın kanatları olduğu halde bırak çatıdan çatıya konmayı, aşina olduğu çatıdan ayrılmaya cesaret edemediğini görmek yüreğimi dağladı.Daha sonra bir parça çalmaya başladı zihnimde: Adagio in G Minor. Dün sabahın altısında gün aymamışken hissettiklerim gibi. Saf, beyazlar içindeki o güvercinin şarkısı olarak ilan ediyorum bunu. Uçabilecekken kanatlarını umutsuzca çırpan o güvercine, rüzgarı kanatlarının altına doldurup da çok uzaklara gidebilecekken bir evin çatısına mahkum olan o güvercine... Uçmaktan korkmayı ben de bilirim; özgürlüğün büyüsüne kapılıp bilmediğin "uzaklara" gidip geri dönememekten korkmayı, gökyüzünde süzülebilecekken o güvendiğin çatıya umutsuzca geri dönmeyi ben de bilirim. Tıpkı bir papağanın, hiçbir müzisyenin bestesinde rastlayamayacağınız ezgileri cıvıldaması yerine ona öğretilen alelade kelimeleri tekrar edip durması gibi. Hayat işte. Ne yazık ki her birimiz bize ait olmayan yaşamları sürdürüp gidiyoruz.
Göğsünü yardığımda yaşadığı söylenen çoğu insanın aksine pamuklar arasında bir kalp ile karşılaşacağımı biliyorum. Gözden çıkarılmak ne acı ama değil mi?
Herkes yolunu bulmuş da ben hiçliğin ortasında kalakalmışım gibi. Varacakları yerden emin gibiler de benim adım atmaya cesaretim yok gibi. Geriye dönüp bakmaya ise yüzüm yok gibi. Kaldı ki geldiğim yere nasıl geri dönerim bir fikrim de yok gibi. Her şey "gibi"den ibaretse: bir yere varmaya çalışan "herkes" ben gibi; ben, herkes gibi. O halde hayatım labirent gibi: Doğru yol nere gibi?
Bazen kendimi birden fazla filmin başrolüymüş gibi hissediyorum. Amansız koşuşturmacanın içinde kendi benliğimi yitiriyorum.