Obsesyonların yanısıra, nadir de olsa, psikiyatride bir de bahsedilmesinden pek hoşlanılmayan possesyon vakaları görülür. Bu konuya Jung biraz ilgi göstermiş, ama ondan başkası da el atma cesaretini bulamamıştır kendinde. Peter Blatty’nin ünlü romanı The Exorcist'in filme uyarlanmasından sonra insanı bıktıracak kadar ucuz taklitlerinde görülen abartılı sahnelerin dışında, gerçekten de başka bir varlığın hakimiyeti altına girmek gibi yorumlanabilecek durumlarla karşılaşılmaktadır. Ancak bu vakaların; konversiyon, dissosyatif bozukluk, epilepsi safhası, defans mekanizması, kişilik bozukluğu gibi ayırdedici teşhisi yapıldıktan sonra üzerin de durulması gerekmektedir.
Cin - ifrit edebiyatı ile açıklanmak istenen diğer sık görülen vakalardan biri de; obsesyonel nevroz’dur. Epilepsi benzeri vakalardaki gibi nörolojik inceleme imkanı tanımayan, yani sinir sisteminin organik veya fonksiyonel bir bozukluğu ile paralellik arzetmeyen bu nevroz tipini, bazı ekoller obsesif-kompulsif bozukluk olarak nitelerler.
Tarih boyunca o kadar yaygın görülmüştür ki, Musevilerin kutsal kitaplarından l.Şamuel'in kitabında dahi bu konuda bir örnek vardır:
M Ö. 11. asırda yaşamış olan İsrail kralı Şaul, peygamber kral David’in (Davud) başarılarını kıskanarak öfkeye kapılır. Bunun üzerine, Tanrı Yahveb tarafından Şaul’e kötü bir ruh musallat olur ve Şaul de bu varlığın etkisiyle şuurunu kaybederek damadı David’i mızrakla öldürmeye kalkışır. Ama, aklı başına gelince de yaptığına pişman olur. Fakat, Şaul içine düştüğü bu ruhsal bozukluktan bir türlü kurtulamaz ve öldürme saplantısına kapıldığı anlarda çalınan bir arp'ın nağmeleri ile biraz olsun sükûnet bulur.
"Mizansen, tam bir ortaoyunu dekoruna uygun. Ama, az sonra Cevat hoca cinlerini seferber etmeye başlayınca işler daha da karışacak.
'Ayşen, Ayten, Aysun, Gülşah! Hadi bakim, bacaklarından yukarıya doğru bedenine giriverin hanım kızımızın!', diye ortalık yere yüksek sesle konuşuyor Cevat hoca. Kim bu Ayşen, Ayten, falan filan? Meğerse hocanın teşhiste bulunan doktor cinlerinin adları imiş bunlar."
"Çiğdem Hanım’ı daha önce hekim muayenesine götürmüşler. Ama o hekim her ne tahsil etmişse, normal bir teşhiste bulunamayıp, genç kadını cin çarpmıştır diyerek Topkara ticarethanesine yollamış!"
"bazı şeyler var olma amacı güder, bazıları zaten var olmuştur. var olanlardan bazıları da halihazırda yok olmuştur. bu değişim ve akış zamanın sonsuz akışı devam ettiği müddetçe dünyayı yenilemeye devam eder.
bir nehirde ilerliyoruz. hangi nesne tutunduğumuzda bizi sabit kılacak, ki ona değer verebilelim?
bir an göz göze geldiğimiz ve sonrasında uçup giden bir serçeye tutunmak gibidir bu.
ve yaşamımız da soluk almaya, buharlaşan kana benzer.
her an yaptığımız nefes alışverişi: dünyaya geldiğimiz andan itibaren aldığımız gücü tekrar kaynağına vermemizden başka bir şey değildir.
büyük iskender ve katırcısı öldükten sonra aynı yere uğurlandılar. ya yaşamın kaçınılmaz döngüsüyle karşılaştılar ya da atomlarına ayrıldılar."