Yudum yudum içtim her satırı ve her cümlesinde ayrı ayrı düşündüm... Bir kez daha bu kitabın şaheser oluşuna saygı duydum ve kusursuzluğuna şapka çıkardım...
Her karakter aslında dünyamızda o kadar tanıdık ki... Gerçek hayatımızda karşılaştığımız insanlar, yaşadığımız olaylar, gördüğümüz yüzler... Raskolnikov deliliğin ve inançsızlığın sınırını, Sonya fedakarlığı, Razumihin sabrı, Katerina İvanova çaresizliği, Lujin kibri, Pulheriya Aleksandrovna saf sevgiyi, Porfiri kurnazlığı, Dunya kararlılığı, Svidrigaylov ise (bence) katıksız kötülüğü temsil ediyor...
Ana teması karakterimizin işlediği cinayeti konu alsa da dönem Rus halkının Tanrı ile hesaplaşmalarını, gençlik arasında çıkan inançsızlık durumlarını, delilik - dahilik sınırını, sınıf farklılıklarını ve bu farklılıklardan faydalanma içerisinde bulunan üst düzey insanlarının oyunlarını anlatıyor...
Suç ve Ceza insanın belirli yaşlarda tekrar tekrar okuması gereken eserlerden... Ben kitaba 13 Eylül'de başlamış olmama ve kopuk kopuk okumalar yapmama rağmen uzun zaman ayırdığıma memnun oldum çünkü aklımda ve kalbimde hakkını verdiğimi ve içimdeki sorgu mekanizmama derin çizgiler çizdiğini söyleyebilirim...
Okur insana "Sizin karakterinize en çok etkiyi yakalayan ve mantık çerçevenizde en vurgulu değişiklikleri yapan eser hangisi?.. " diye sorulduğunda verilebilecek en kutsal klasiklerden biri kesinlikle Suç ve Ceza olurdu...
Kitabın sonlarına doğru gelecek görüleri çok korkutucu idi... Sanırım gerçekten çıkanlardan kaynaklı...
Raskolnikov intihar etseydi, Dostoyevski yakalamak istediği inanç meselesini kesinlikle elinden kaçırırdı... Yine de -karamsarlık bu ya- ne olurdu diye merak ettirmedi değil...
En kutsal kurtarış ve kutsallığa bizi en çok yakınlaştıran ise yine sevgi oldu ve hep sevgi olacak...
İşte bu