Yürüyen Şato'yu ilk olarak Miyazaki'nin filmi ile tanımıştım. Her ne kadar olaylar zihnimde tam oturmasa ve bazı yerleri anlamasam da çok göz alıcı ve büyülü gelmişti. Tekrar tekrar izlemiştim. Kitabını rafta görünce üstelik hikayenin orjinali olduğunu öğreninceki sevincimi anlatamam. Belki cocuk kitabıdır ve filmi kadar güzel değildir diye düşük bir beklentiyle okudum. Kitap beni tamamen şaşırttı. O büyülü akıcılık kitapta da mevcut. Her ne kadar hikayenin bazi noktaları filme farklı aktarılmış olsa da her ikisine de ayrı ayrı bayıldım Howl, Sophie, Calcifer ama hepsinden öte yürüyen şatonun kendisi. Farklı mekanlara açılan bir kapının varlığı beni acayip büyüledi. Kısacası kitaba her şeyiyle bayıldım diyebilirim. Serinin 2 kitabı daha varmış. En yakin zamanda okumak istiyorum.
Konusuna gelirsek 3 kız kardeşin en büyüğü olan Sophie, babasının ölümüyle babasının şapka dükkanında çalışmaya başlar. Sebebini anlamadığı bir şekilde Çöl Cadısı tarafından yaşlı bir kadına dönüştürülür. Bu büyüyü bozmak için evden ayrılmasının ardından Yürüyen Şato ile karşılaşır. Bu Şato, genç kızların yüreğini yediği söylenen büyücü Howl'un şatosudur. Gelgelelim Sophie artık bir genç kız değildir üstelik büyüyü bozmanın yolunu bir şekilde bulmak zorundadır. Böylece şatoda temizlik işine başlar muhteşem olaylar peşisıra gelir.