Onu kurtarmak için giriştiğim bu umutsuz çabanın temel nedeni, ona duyduğum aşk olmadan yaşamımın bomboş ve anlamsız olmasıydı.
Jacques, neyse oydu; ama uzaktan, olduğundan daha fazla, daha yüce görünüyordu. Benim için her şey demek oluyordu. Sahip olmadığım her şey demek oluyordu
Onlarınki, bir çeşit huzursuzluğa, kargaşaya tapınmaktı. Kafası çalışan her genç, bu bunalımın bir peygamberi sayılıyordu. 1925 yılında Paskalya'dan önceki büyük perhiz sırasında, Peder Sanson, Notre-Dame'da verdiği vaazda "insan bunalımından" söz etmişti. Yıpranmış, tükenmiş bir ahlak görüşüne karşı duydukları tepkiyle, en gözü kara olanlar, İyinin ve Kötünün varlığından dahi kuşku duyacak kadar ileri gidiyor lardı. Bu gençler Dostoyevski’ nin Ecinniler'ine. hayrandılar. Dostoyevski, bir ilahtı onlar için.
Çevrene bir bak: Yanlarında somut birşey duyabilsinler diye kaldırımın ortasından kaçarak duvar diplerine sokulan ne çok kişi var; bazıları sanki bir gitarın tellerine dokunuyorlarmış gibi, ellerini par maklıklar boyunca sürüyorlar.» Parmaklarına baktı: «Nes nelere dokunmak kadar kesinlik taşıyan hiçbir şey yok.
HİÇ KİMSE ONU NASIL KENDİMDE TAŞIDIĞIMI BİLEMEZ.
Ben bir gül büyütüyordum. Çocukluk gecelerimin karanlıklarından alıp getirmiştim, benimle onu. Ben yollarda yürürken, ben taşıtların arasında sıkışıp sıkışıp kalırken, kalabalıklardan geçerken, onu en güzel, en sessiz köşemde nazlatırdım.