Gidenlerin yerini gelenler tutar, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir, kendilerine benzeyen çocukları olur ve böylece hayat hep aynı minval üzerine sürer gider ve hiç farkına varılmadan mezarın tam yanı başında biterdi.
Çocuğun yüreği ve kafası, kitap okumaya başlamazdan önce o hayatın etkisiyle yoğrulmuştu. Kim bilir, çocuk ruhu ne kadar erken gelişmeye başlıyor? Kim bilir bir çocuğun kafasında ilk düşünceler, ilk kavrayışlar ne zaman doğuyor?