Tanımadığınız, bilmediğiniz için kırk paranızı emanet edemeyeceğiniz adamlara nasıl oluyor da kafanızı, düşüncelerinizi emanet edebiliyor, kendinizi emanet edebiliyorsunuz?
Bu tanışma gerçek bir dönemeçti ve Ali Yusuf daha ilk karşılaşmada içinin titrediğini duydu. Kalbinde, o zamana kadar varlığını bilemediği bir bölgeye ışık düşüyordu.
Adamın birisi; bir devlet kurulurken, bir de batarken kolay zengin olunur, diyordu. Ne kadar da doğru. Ama bu gerçeği bulmak için insan ya büyük bir düşünce adamı, yahut da namussuzun namussuzu olmalı. Birinciler çok az ikinciler ise çileden çıldırtacak, çıldırtacak kadar çok.
Ruhiyatçılar ortak tehlikelerin insanları birleştirdiğini söylerler. Bu en büyük tehlike günlerinde darmadağın olan, her biri bir başka şeytanın ucunu gösterdiği bir cankurtaran simidine doğru atılan, hepsi de kendi seçtiğinin dışındaki cankurtaranların kurşundan olduğunu iddia eden, doğrunun kendisinde olduğuna inanan, bu inanışın karşısına çıkan bütün yorum, bütün iyi niyet ve açıklama çabalarını daha başlangıçta tepelemekten başka bir şey düşünmeyen bu insanlar, Mehmetçiğin zaferinden sonra, hatta zafer ümidi belirince neler yapmaz, nasıl gaddarlaşmazlar?