Şu an ben ne mutluyum ne de mutsuz.
Sadece her şey geçip gidiyor.
Benim şimdiye kadar pandomim sayesinde yaşamayı sürdürdüğüm bu "İnsan" dünyasında gerçek olduğunu düşündüğüm tek şey bu.
Sadece her şey geçip gidiyor.
Dil balığının konuşma şeklinde, hayır, bu dünyadaki herkesin konuşma şeklinde, böyle can sıkıcı, bir yerleri bulanık sorumsuzca da diyebileceğim bir karmaşıklık vardı ve tamamının gereksiz olduğunu düşündüğüm sağlam bir ihtiyat, sayısız diyebileceğim çekinceler karşısında her zaman bocalar, boş vermişliğe kapılır, şaklabanlığa kaçar ya da her şeyi sessizce başımı sallayarak geçiştirme yoluna gider, yenilmiş bir tavır alırdım.
Zayıf insanlar mutluluktan bile endişelenirler. İplikle bile yaralanırlar. Bazen, mutluluk da insanları yaralayabilir. Yaralanmadan önce hemen o durumda ayrılmak için her zamanki şaklabanlık perdemi açmıştım.
Ancak bu kadın sözcüklerle "Yalnız" olduğunu söylememişti ama suskun, feci bir yalnızlığı vücudunun çevresinde bir karıs kalınlığında bir zar gibi taşıyordu ve yaklaştıkça o zarın içine sarmalanıp, kendi taşıdığım biraz batıcı havayla çok iyi kaynaşıyordu "Suyun dibindeki kayanın üstüne yapışan düşmüş bir yaprak" gibi benliğimi korkudan ve tedirginlikten uzaklaştırmayı başarabilmiştim.