O da ne, enaniyet kalabalığı yararak ilerliyor. Ay ve güneşi tahterevalliden indirip, tek başına oturuyor bir ucuna ve öylece bekliyor aşağıda.
Sevgili Dost,
Tahterevalliye tek başına binen, aşağıda durmayı hak eder.
Sevgili Dost,
Gel ve yüksel!
İnsanlar birbirine mektup yazmalı. Çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz. Çünkü mektup düşünülerek yazılır. Birdenbire ağzımızdan kaçan kelimeleri hiç bir şey geri getiremez. Söylediklerimizin üstü çizilemez. Çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir, içeriye o anda biri girer, okunan mektupsa mutlaka tamamlanır.
Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor. [...]
O halde, ''Bizi mutlu kılan şey şartlardan çok ruhumuzdur.'' İstemekle değil, istememekle hür olan ruhumuz.