Ama kim kimi kurtarabilmiş ki şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? "Kurtuluş" dedim. "Ankara'da bir mahalle. Fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok!
Dışarıda bir, içeride binlerce Kayra vardı. Ve o kadar uzun yaşayacaktı ki hepsine bir gün ayırabilirdi. Her gün bir yenisiyle tanışıyordum. Tabii elini sıkan Kinyas da dünkünden farklı bir adam oluyordu. Bunun için birbirimizden sıkılmıyorduk. Her gün değiştiğimiz için. Ama gerçek adlarımızı hatırlayamadığımız gün de gelecekti. O gün, dost olduğumuzu da unutacaktık.
Belki de bizim gibilerin elinde kalan son şey, salakça bir umut. Gelecek saniyelerin üstlerine binerek uçan olaylar bizi ayakta tutuyor. Bütün hayatımız boyunca beklediğimiz ve nereden geleceğini bilmediğimiz huzuru arıyoruz. Ve bitmek bilmez huzur arayışımız hayatta kalmamızı sağlıyor. Aslında yalan söylüyorum. Ben hiçbir şey aramıyorum ve beklemiyorum. Sadece duruyorum. Kaçanı da durduruyorum. "Durun!" diyorum. "Gitmenize gerek yok. Onlar size gelirler."
Ben hayata değil, ölüme inandım. "Hayat yok ama ölüm var!" dedim kendime. Ve boşalmanın, seks ne kadar uzun sürerse o kadar zevkli olduğunu düşünerek, hayat ne kadar sürerse ölümün de o kadar muhteşem olacağına inandım. Ve elimden geldiğince hayatla sevişmemi uzatmaya çalışıyorum. Tek kurtuluşum bu.
Her zaman yalnız oldum. Yalnızlığı kendimi geliştirmenin tek yolu olarak gördüm. Ama çevremde olup biteni kaçırmak ve yanımda akıp giden hayat nehriyle yüzümü yıkamamak da bana aptalca geliyordu.