Annesi ölene öksüz, babası ölene yetim demişler. Peki ya evladını kaybedene? Ona isim bulamamışlar. Çünkü bu acı öyle büyük bir acıdır ki o acıyı tanımlayacak kelime bile yoktur.
Evlat acısına isim konulamazmış derler. Fakat Shakespeare buna kafa tutmuş ve bir tiyatro oyunu yazmış ismi de Hamlet olmuş. Kendisi ölen bir baba evladı ise sonsuza dek yaşayacak ismi hiç unutulmayacak bir eserin başrolü olmuş.
Peki ya tüm bunlardan ayrı başka bir hikâye daha var deseydim?
Bir annenin anne olmadan önce onun da bir evlat olduğu, annesini kaybetmenin sancısı içinde büyürken doğayla karşılıklı olarak kurdukları müthiş bağa tutunarak annesini hep yaşatabildiği ve sonra aşık olup içindeki eksikliği onun ve çocuklarının varlığıyla doldurmuşken yaşadıkları kayıpla birlikte tepetaklak olan ayrı bir hayat daha var deseydim? İşte Hamnet doğanın verdiği nimetlerde bulduğu şifayı herkese dağıtırken kendi çocuğuna deva olamayan bir kadının yaşadığı çaresizliği, suçluluğu, göğsünün içini parçalayan bir ağrıyı, tüm bunlarla nasıl baş ettiğini değil de nasıl baş edemediğini anlatıyor. Anlatırken sizi de aynı hislerle sarmayı başarıyor.