Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre, yaşamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu? Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle şeyler düşünmüyor, kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu, yaşam ürkekliği, geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyük bir boşluk.
Bu dünyadan nefret ede ede yaşamaya devam etmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor Rukiye. İşin en kötü yanı da dünyanın herkes için aynı olmadığını, daha iyi, daha mutlu bir yaşamın olduğunu bile bile buna katlanmak…
Bana doğru iki adım attı. Aramızda her şeyin mümkün olduğunu hissettim. Oysa, daha o anda bile, bunun imkânsız bir aşk olduğunu biliyordum.
Ama aşkı diri tutan şey imkânsız olmasıdır.
“Mutlu musun gerçekten?.. Bazan insan şuna niyet eder, ama şu değil de bu olur… Gene de mutluyum der insan.”
“Mutlu olmayan kişi neden mutluyum desin ki…”
“Utandığı için… Bunu kabul etmek onu daha da mutsuz edeceği için.”