Bazı kitaplar bir aşk hikâyesi anlatmaz sadece; beklemeyi, vazgeçememeyi ve yıllar geçse bile insanın içinde taşımaya devam ettiği duyguları da anlatır. Son Mektup benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
Varis Yolcuyev, ilk aşkın insan hayatında bıraktığı izleri oldukça duygusal bir dille ele alıyor. Kitap boyunca sevginin zamanla yok olup gitmediğini, bazen insanın içinde sessizce yaşamaya devam ettiğini görüyoruz. Özellikle karakterlerin yaşadığı özlem ve iç çatışmalar hikâyenin en güçlü taraflarından biri.
Yer yer uzun tasvirler ve yoğun duygu aktarımı okuma temposunu yavaşlatsa da, anlatılmak istenen duygunun okura geçtiğini düşünüyorum. Kitap, aşkın sadece kavuşmakla değil; sabretmekle, hatırlamakla ve bazen de geçmişle yaşamayı öğrenmekle ilgili olduğunu hissettiriyor.
Eğer duygusal yönü güçlü, aşk ve özlem temalarını merkeze alan romanları seviyorsanız Son Mektup'a bir şans verebilirsiniz.
Aslında mutsuzluk, mutluluktan bir adım geriden gelerek insanı sürekli izliyor. Mutluluk önünde duruyor, mutsuzluk da arkanda. Birini daima görüyor, seviyor, arzuluyorsun. Diğerini görmüyor, duymuyor, ondan hep kaçıyorsun.
Bazen duygularımıza ölüm fermanı verip, onları idam ediyoruz. Birazcık azap çekiyor, gitgide yokluğuyla barışıyor, sonra da unutuyoruz. Ancak bazen de o duygularımıza ömür boyu hapis cezası veriyoruz. Ömür boyu işkence çekerek yaşıyoruz...
Hayat çok zalim, diyor. Sen hayattan daha çok almak hevesiyle yaşıyorsun; ama günün birinde, çevrene şöyle bir baktığında, hayatın senin elindeki her şeyi aldığını fark ediyorsun...