•Allah Te‘âlâ mü’mine asla bir şer takdir etmez; eğer sevdiği bir nimeti ondan almış veya hoşlanmadığı bir sıkıntıyı ona indirmişse, bunlar nihayetinde ona hayır olarak dönecektir. Ancak insan, Rabbine karşı su-i zan ettiğinde, kendini güzel bir akıbetten mahrum bırakır.
• Allah'tan gelen musibet, ya bir ceza, ya bir arınma, ya da bir seçilmedir; bazen hepsi veya birkaçı birlikte bulunur. Kul, Allah'a ne kadar yakın olursa, o derece arındırılır ve seçilir; Allah'tan uzaklaştıkça da ceza ile karşılaşır.
• Belâyı def eden en güçlü vesile, Allah hakkında hüsn-ü zan beslemek ve samimiyetle dua etmektir. Kudsî hadiste Allah Te‘âlâ şöyle buyurur: “Ben, kulumun Bana olan zannı üzereyim; Beni anıp Bana dua ettiği sürece onunla beraberim.”
• Belanın şiddeti, birikmesi ve uzun sürmesi, Allah’a olan hüsn-i zanı bozmamalı ve ümidi kesmemelidir. Yakub (a.s), en sevdiği oğlunu kaybetmiş, ardından diğerini de yitirmiş, hatta gözlerini dahi kaybetmişti; Ama yine de, ‘Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin!’ diyordu.
• Belayı indiren Allah Te‘âlâ’dır ve dilediğinde kaldıracak olan da yalnızca O’dur. Kullar, Allah’ın iradesine vesile kılınmış sebeplerdir; Allah, onları istemediklerinde dahi bir hayra sevk eder. Yunus Aleyhisselâm’ı balığın karnından çıkaran O’dur; balık kendisini yemeyi arzularken O, onu kurtuluşa erdirmiştir.
• Sıkıntının bağlarını çözecek tek kudret, o kederi takdir eden Allah Te‘âlâ’dır. Kurtuluşun en büyük sebeplerinden biri ise Allah Te‘âlâ’yı yüceltmek, O’nu tesbih etmek ve secde ile boyun eğmektir. Ayette buyrulur ki: “Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, kıyamet gününe kadar onun içinde kalırdı.” (es-Saffât, 143-144)