kitap yakın bir arkadaşı gözünden İvan ilyiç'in cenazesiyle başlıyor daha sonra onun perspektifini okuyoruz. aslında cenaze sahnesinde dahi bir çok şeyin mesajı veriliyor. karısının tek derdinin kocasının ölümü ardından devletten ne kadar para alacağı olması, arkadaşının ise bir an önce cenazeden ayrılıp oyun grubuna yetişmeyi düşünmesi...
ivan ilyiç dışarıdan bakıldığında herkesin sahip olmak istediği bir hayata sahip. kendisi de hayatından gayet memnun. fakat hastalığı nüfuz edince aslında yavaş yavaş ne kadar yalnız olduğunu, mutluluk sandığı şeylerin gerçek mutluluklar olmadığını, en son gerçekten mutlu olduğu zamanın cocukluğuna ait olduğunu farkediyor. bu durum onu giderek hırçınlaşıp içine dönmesine yol açıyor. zamanla acaba hayatım da yaşamam gerektiği gibi yaşanmadı mı diye düşünmeye başlıyor fakat bir süre bunu şiddetle reddediyor. çünkü bunu kabul etmesi demek hayatını başkalarının istediğine göre ve tamamen kendi seçimleriyle yaşadığını kabul etmesi yani kendisinden başka suçlayacak kimsesinin olmaması demek. bunu da artık kabul ettiğinde zaten ölümü kucaklıyor ve ölüm korkusunun ortadan kalktığını görüyor. belki umudu kalmadığından, belki de artık yaşamı yaşamaya değer görmediğinden. sonra da o beyaz ışığa doğru yürüyor...