...Kültürümüzün artık bizi hazzı bastırıp ertelemeye itmediğini aksine tüketim toplumunun sunabildiği tüm hazların ve metaların serbestçe keyfini çıkarmaya teşvik ettiğini dikkate alması gerekirdi.
Nitekim bu fikrin gerçekçi olabilmesi için "kamu yararı" fikri üzerinde temellenmesi zorunludur. Beşeri ortak yaşam ve toplumsal hayat, hepimizin aşina olduğu, tüm kültürel ve toplumsal iyinin kaynağı olan ortak iyiyi açığa çıkaran unsurlardır. Bu sebeple mutluluk arayışı, insanların birlikteliğini çarpıtıp onu bireysel rekabete ve yarışmalara dönüştüren zenginlik endekslerine yoğunlaşmak yerine, ortak yaşama ait deneyimlerin, kurumların ve diğer kültürel ve doğal gerçekliklerin geliştirilmesine odaklanmalıdır.
Toplumsal konumumuzu ve başarılı bir yaşam için verilen rekabet mücadelesindeki skorumuzu belirleyen şey, alışveriş faaliyetimizin düzeyiyle, yerine "yeni ve gelişmiş" nesneleri koymak adına tüketim nesnelerini rahatlıkla atabiliyor oluşumuzdur. Sıkıntılardan kaçınıp tatmin olmak için yürüdüğümüz yolda, karşımıza çıkan tüm sorunların çözümünü alışverişte aramaktayız.
Beşikten mezara, marketleri bireysel ve toplumsal
yaşantımıza musallat olmuş onca hastalık ve rahatsızlığa deva olacak yahut en azından bunları hafifletecek ilaçlarla dolu eczaneler gibi görecek şekilde tedristen geçirilmekteyiz. Mağazalar ve alışveriş böylelikle gerçek anlamda eskatolojik bir boyut kazanmaktadır. Süpermarketler, George Ritzer'in
meşhur deyişiyle, tapınaklarımızdır ve bir ekleme yapacak olursam, alışveriş listeleri dua kitaplarımız ve alışveriş merkezlerinde yürüdüğümüz yollar da hac seferlerimizdir. Dürtülerimizi takip ederek alışveriş yapmak ve yerlerine çok daha çekici ürünler alabilmek için artık albenisini kaybetmiş şeylerden kurtulmak bizi en çok heyecanlandıran duygulardır. Tüketicilerin bütünüyle tatmin olması, yaşamsal bir tatmindir. Alışveriş yapıyorum, öyleyse varım. Alışveriş yapmak veya yapmamak, işte bütün mesele bu.
''Açgözlülük ve eşkıyalık... öyle yoktan var olmamıştır...
Yaşadığımız toplumda uzun süredir büyüyen derin sorunlar vardır: Sorumluluk duygusunun kaybolması, bencilliğin artması, bireysel hakların her şeyden önce geldiğini söyleyen yaklaşımın güçlenmesi."
Bana göre sadece teknik ve bilimsel öğrenimin peşine
düşüp, yalnızca klasik, tarihsel ve felsefi eğitimin sunabileceği geniş ve zengin eleştirel ufukları göz ardı etmek, (De Mauro'nun sözleriyle) "eksik ve nafile" olup, iyi bilgiyi kötü olandan ayırmamızı sağlayacak kültürden yoksunken tüm dünyayı internet sayesinde öğrenebileceğimizi sanmak kadar kısır ve tehlikelidir.