B

B
@ucnokta7
Öğle sıcağı geçer, akşam olur, sonra da gece... Acı çekenlerin, yorgun olanların, sessiz evlerine dönecek tatlı bir şekilde uyuyacakları zaman gelir. (239-Babalar ve Oğullar) hayalperestrealistingunlugu.blogspot.com/?m=1
Sabah Sayfaları
Sabahları her zaman için daha dingin sanki. Daha ağır akıyor zaman. Ve sessiz... Çok sessiz bir dünyanın içinde huzur ve huzursuzluk arasında bir yerde hissediyor insan. Karanlığın aydınlığa evrildiği anı izleyip sessizce bir şeyler diliyorum. O an öyle bir an ki, Tanrı'ya hiç olmadığım kadar yakın olduğumu düşünüyorum. Bedenim, mevsim ne olursa olsun sabahları hissedilen o soğukluk vesilesiyle diri, uyanık. Zihnim berrak, ruhum kötülüklerden arınmış halde sessizliğin tadını çıkarıyorum. Sessizliği çok seviyorum. Sessizlik yalnız bu vakitte içimi kemirmiyor. Zira öteki vakitlerde az bir sessizlik olmasın hemen düşünceler zihnimi ele geçiriyor, tüm o sessizlik hali içimdeki bastırılmış sesleri öyle bir açığa çıkarıyor ki duymamak mümkün değil. O yüzden koşuşturmasız, sükut içinde doğan günn ilk saatlerini çok seviyorum. Güneşi tenimde duyumsayıp günün geri kalanını sakince bekliyor ve bundan biraz da üzüntü duyuyorum. Günün devamı karmaşık ve yorucu. Ve hızlı bitiyor. Sanırım bazen hızlı geçip gitmesi daha iyi.
1000Kitap
Reklam
"Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği."
Alıntı
Uzun zamandır yazmayı çokça ertelediğimi fark ettim. Evvela buna zamanım olsa bile bir şeyler beni yordu, çok şeylerden kaçtım ve nihayetinde yazmaktan da uzaklaştım. Kendimden de uzaklaştığım gibi. Bu uzaklaşma meselesi, kendimi bulduğumu sandığım zamanları aklıma mıh gibi çakıyor. O zamanları hatırlayıp şimdiyi geçmişle kıyaslamak beni müthiş bir hüznün içine sürüklese de pekala iki halimi de seviyorum. Çünkü her ikisi içinde bambaşka mutluluk kaynaklarım var. Tekrar yazmak konusuna gelirsek hala çok seviyorum ve bundan uzaklaşmak istemiyorum. O yüzden yazı defterlerimin yanı sıra buraya da kısa yazılar atmayı planlıyorum. Böylece bağlılığımı daha iyi koruyabileceğime inanıyorum.
1000Kitap
Tanrı günahları nasıl belirledi? Zira bazı şeyler günahtan pek bir uzak gibi duruyor.
1000Kitap
VEDANIN ARDINDAKİ Saat bohem gecelerdeki alaca aylaklığı çeyrek geçtiğinde bir şarkının ezgisinden kopuyorum. Gün, düşlerim gibi siyah; umutlarım gibi mavi gökyüzünde hiç olmadığı kadar yavaş battığında ve gecenin gürültüsü yükseldiğinde nasıl olur da aynı şey zaman için geçersiz olur, diye soruyorum. Zaman nasıl bu kadar hızlı ve sessizce akıp gider? Sevdiğim anlar nasıl olur da saniyelere hapsolur? Bir cevap bulamıyorum. Yalnızca kimlerden koptuğum, neleri ardımda bıraktığım aklıma geliyor. Mesafelere takılı kalmış anları izliyorum zihnimde. Bir şiir yankılanıyor: “Şairin de dediği gibi sonra aramıza şehirler girecek Hiç itiraf edilmemiş hislerin yalnızlığı bünyemize işleyecek Bir bakışa, birkaç saniyeye hapsolacağız Ve ayrılacağız Sadece unuttum deyip adına şiirler yazacağım Unuttum, demenin bile hatırlamak olduğunu bilmeden” Mısralar ihtilal ettiğinde bunun bir veda olduğunu anlıyorum. Nedir veda? Birkaç duygusal söz, mesafeli bir sarılma ve hoşça kal demek mi? İyi dileklerde bulunup ayrılmak mı? Eğer böyleyse yerinde bir vedadır. Fakat bazı vedalar var ki. Veda olduğunu belli eden hiçbir şey yaşamazsınız, anlamazsınız bile. Bir bakarsınız yad ellerdesiniz. Ah, bu vedalar ne acı! Çünkü bakışlarında bile en ufak cesaret kırıntısı gösteremeyen kimselerin vedası bu. Ansızın gelen bir vedanın ardından rüyalarda bile kavuşmaya hasret kalanların vedası. Ne birkaç güzel söz ne sarıp sarmalanmak ne de hoşça kal denilen bir veda. Bu acıyı durdurmak istedim fakat tutamadım zamanı. Zamanla birlikte falancayı da. Vedanın ardındaki hasrete yeniliyorum. Bugün yıllar sonra bulduğum, ait olduğum o yerden ayrılıyorum. Zoraki ihtimaller uğruna verilen savaşlara son veriyorum. Pes etmiyorum. Yalnızca sonunda bir hiç için savaştığımı
1000Kitap