Filmini izlemek isteyeceğim bir kitaptı. Okurları olaylardan çok olayların hisleri içerisinde bırakıyor. Hayatın abartısız bir silsilede akışını yansıtıyor. Zamanın geçişini, acının dönüşümünü, insanın kendisini görüyoruz. Bu kitapta yardım etme aşkıyla yanıp tutuşan birileri yok ama insanın doğasındaki merhametin ve kendini koruma güdüsünün, başkaları ile kişinin kendisi arasındaki çizginin dengeli bir karışımı var. Adını hatırlayamasam da :) ana karakter olan yazarın Sarah'a duyduğu sevgi ile Sarah'ın acılarını paylaşma ihtiyacına karşı duyduğu kaçış hissi insan dengesinin bir parçası. Yazar, burada iyi, kötü veya bencil olarak tanımlanamaz; o, sadece insana özgü bir dengeyle iyi kalmaya çalışan bir bireydir. Polyanna değildir; insanın iyi ve bencil yanlarını taşıyan bir bütündür.
Kitap, günlük hayatın parçaları yaşatıyor bize ama içerisinde bazı cümleler var ki sıradan bir olayı yaşayış tarzımızın, ona verdiğimiz tepkinin aslında hayatımızın çoğunu etkileyen düşünce kalıplarından oluştuğunu hissettiriyor.
Kitaptaki doğa betimleri oldukça yoğun. Olayların ve hislerin detaylarını aşırı yansıtmıyor bize ama empati yapabileceğimiz kapıyı hep açık turuyor. Paragraf arasındaki bir iki cümlelik geçiş, bize durumun hissini yaşatıyor. Kitabı bu yönüyle çok sevdim. His madeni gibiydi, insan dengesini bize anlatmaktansa bizim keşfetmemizi istiyor.
İnanılmaz bağlandığım bir kitaptı, çok etkileyiciydi diyemeyeceğim ama üzerine düşündükçe kendi anlamını yaratması etkileyiciydi.