Aykut Kocaman'ı seviyorum.İdoldür.Oynattığı futboldan, Fenerbahçe kariyerinden hariç olarak kişiliğini seviyorum onun. Kendisini bir kez olsun dinleyen biri, üslubundan, ele aldığı konuyu değerlendirme biçiminden az çok kendisi hakkında fikir sahibi olup sempati duymaması mümkün değil. Her fenerli için kırmızı çizgi olan 3 temmuz sürecinin temel direklerinden olması, 17'de 16 yaparak şampiyon olduğumuz 2011 yılı, Uefa'da yarı final, vs başarıların yanında hayatı boyunca kendisini Fenerbahçe'ye adamış olmasından dolayı tabii ayrı bir sevgi duyuyoruz. Lobiyle, medyayla, dışarıdan gelen veya gelebilecek herhangi bir kötülükle işi olmadan hep doğruya ulaşma çabası içinde olması, en sevdiğim yönlerinden. Maalesef Türk futbolu yeteri kadar değerini bilmedi. Kendisinden yeteri kadar verim almadı. Aksine çok yıpratıldı. Kendisinin de dediği gibi "Bazı çiçekler bazı topraklarda olmuyor."
İstanbul’da UEFA finali(Futbol,Sekülerizm)
Sekülerizm yani dünyevileşme.Türkiye’de Beşiktaş’ın stadında uefa finali yapılıyor.Bu tip spor organizasyonların Türkiye’de yapılması Türkiye için artı bir pozisyondur.Araplar milyon dolarlar harcayarak ülkelerinde spor organizasyonları yaptırıyor ve kendi halklarına futbolu sevdirmek için milyon dolarlar harcıyorlar.Bazı Arap aydınları ve Kraliyet yönetimine göre bu futbolu sevdirmek ile halkın eskiye bağlılığı azaltılıp modernizme geçiş sağlanmak isteniyor.Arap aydınları ve Kraliyet ilerde halkın yavaş yavaş sekülerizme geçiş yapmak isteyeceği yönünde.Yani insanlar eski kitaplara baktığı zaman,şimdiki yaşadığı zaman ve hayatın gerçekleri ile uyuşmadığını farkediyor ve Kraliyet bunu gerçekleştiriyor.Futbol sekülerizmdir yani kişinin vicdani tercihidir ve ilerde bu tüm yaşam ile ilgili konularda hakim olacaksa Kraliyet bunu halk değil biz yapalım diyor.Türkiye’de futbol ve sporlar sekülerizmin sibopudur ve Medeniyet için ilgili olmak global çağa uygunluğu hızlandıracaktır.Futbol insanların bir çeşit anı yaşamasına ve dünyevileşmesine sebep olmaktadır.İnsanları dünya hayatından uzaklaştıran ulemanın tahriplerine karşı bir sbop görevi görmektedir fakat sporu destekleyen ulema da vardır. (Suudi Arabistan krallığı ülkeyi küresel bir spor merkezine dönüştürmek vizyonunu üstlenmiş bu konuda finansal olarak destek sağlamış,Al Hilal-Al Nassr-Al İttihad ve Al Ahli gibi kuluplerin çoğunluk hissselerini satın alıp ortak olmuştur.)
Reklam
ligin son 2 haftası aslında futbol değil; aynı anda oynanan çoklu final senaryosu. şampiyonluk ayrı, avrupa yarışı ayrı, küme düşme hattı ayrı bir gerilim filmi. ama yayın tarafı bunu hâlâ tek maç anlatısı gibi veriyor. bein sports türkiye ekranı temiz, görüntü kaliteli ama yayın dili tek boyutlu: -- eş zamanlı maçlara anlık bölünme yok (kritik anlarda ekranın split olup diğer maçın gösterilmesi yok) -- düşme hattı / şampiyonluk hattı için “canlı senaryo ekranı” yok -- gol olduğunda diğer maçtaki tablo etkisini anında gösteren sistem yok -- kritik anlarda otomatik geçiş yapan “çoklu hikâye akışı” yok taraftar ise mecburen ikinci ekranla skor, tablo, ihtimal kovalamak zorunda kalıyor. sky sports bunu “canlı hikâye yönetimi”ne çeviriyor; kritik anda ekran bölünüyor, alt bantta diğer maçın kaderi akıyor, tablo anlık değişiyor. dazn ise olayı tamamen interaktif hale getirip izleyiciyi tek maçtan çıkarıp lig simülasyonunun içine sokuyor. uefa champions league yayınlarında gördüğümüz sinematik geçişler, anlık reaksiyonlar ve dramatik kesmeler de bu hissi güçlendiriyor. bizdeki yayın ise hâlâ: “bir maç göster, gerisini izleyici çözsün.” net bir şey var .futbol çoklu senaryo, yayın tek kanal. Ayak İşleri gain’de yayınlanan, absürt komedi gibi başlayıp zamanla “bu ülkede düzgün insan yaşayamıyor” hissine dönüşen kara mizah dizisi. yönetmen koltuğunda Caner Özyurtlu var. dizinin en büyük olayı da zaten burada başlıyor: hikâye “olay” üzerinden değil, karakterlerin çaresizliği üzerinden akıyor.
Bir Manifesto…
Buhranlar içinde kıvranan dünyanın yeni açılımlara en çok muhtaç olduğu bir dönemden geçiyoruz. Okur esrik, yazar tekinsiz. Yaşanmışlıklar epriyor, farkındalık hiç olmadığı kadar azalmış durumda… Şaka şaka. Öyle şeyler olduğu filan yok. Her şey normal. Hâlâ “yaşam eski zamanlarda daha iyiydi”ye inanıyoruz. Dünya her zamanki gibi sakin bir görev bilinciyle dönmeye devam ediyor. Ağaçlar, bulutlar, çöller, maymunlar ve akla gelen her şey bizi hiç umursamadan varlıklarını sürdürüyor. Kendisini -sırf yaşıyor diye- öncekilerden ve sonrakilerden daha özel zanneden biz bir grup insan ise, konjenital basiretsizliğimizden yola çıkarak dünyanın da buhran içinde kıvrandığına inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz çağ diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü değil. Telaşa mahal yok. Fakat tanıklık ettiğimiz bazı şeylerin kaydını tutmamızın da sakıncası yok. Savaş görmemiş, devrim yaşamamış, işkence çekmemiş, hiç meydan okumamış ve hiç af dilememiş böyle bir ara nesilden bekleneceği üzere, “Üç Günlük Dünya Edebiyatı” basit bir konfor ihtiyacından doğdu. Hepimiz sokakta oynadık. Çocukluktan çıkarken liberal ekonomiye geçtik, bir anda her şeyimiz oldu. Uzaktan kumandalı oyuncak otomobilleri de ilk kişisel bilgisayarları da biz kullandık. Liseyi okuduk. Telefonda sevgilinin babasıyla konuşmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğrendik. Tam mezun olurken cep telefonu geldi, mobil iletişimin en sakil günlerini de tattık. Muzır neşriyatı bakarak da istimna ettik, üniversitedeyken tanıştığımız internet sayesinde monitöre bakarak da… İlk özel televizyon, canlı yayımlanan ilk savaş, ilk magazin programı, ilk UEFA şampiyonluğu, ilk Eurovision birinciliği hep bize denk geldi. Çok fazla uyarana, parazite ve gürültüye maruz kaldık. Hep “geçiş dönemi”nde sıkıştık, hep “gelişmekte olan ülke” vatandaşı olduk.
Sizin Unutamadığınız Yıllar Hangileriydi?
Benim unutamadığım 10 özel yıl şunlardı: 10. 2002: Küreselleşme Yılı Yalova Depreminden sonra uzun yıllar boyunca maddi manevi bocalamamızın ardından Annemin bana Anadolu Lisesini kazandığım için geç de olsa bir bilgisayar alması ve benim sabah akşam FIFA 2003, CM 4, SWAT 3: Elite Edition oynadığım yıldı. Dünya bir yana bu üç oyunla olan anılarım bir yana... Azra Akın'ımızın Dünya Güzeli Seçilip, A Milli Futbol Takımımızın Dünya Üçüncüsü olması da cabası... Resmen 2002 yılında ben bilgisayara ve siber dünyaya, Güzel Ülkem Türkiyem de dünyaya açılmıştık... Bir de bu yıla özel her yerde 2∞2, 2bin2, iki00iki şeklinde t-shirtler, kolyeler, çantalar her yerde çok modaydı... Ülkece moderniteyle muhafazakarlığı, azimle yeteneği, doğu ile batıyı harmanladığımız şahane bir yıldı. 9. 2003: Sansasyonel Bir Yıl Eurovisionda yıllardır hayal ettiğimiz birinciliği Sertap Erener'in Everyway that I can parçasıyla kazandığımız ve o dönem enflasyonun son 27 yılın en düşük değerine gerilemesi benim için güzel anılardı. Türk Televizyonlarında da Popstar ve Ben Evleniyorum gibi sansasyonel programlar yayınlanmaya başlamıştı. Bayhan Abimizin unutulmaz Seninle Olmak Var ya ve Oh My Life şarkısı yorumlarını defalarca dinlediğim sanat dolu bir yıldı. Irak'ın ABD tarafından işgali bizim için sinir bozucu olsa da, 2003 yılında çıkarılan C&C Generals oyununda İslam Alemini temsil eden GLA birimleriyle dünyanın her yerindeki çinli ve amerikan oyuncuları yenmem bir nebze olsun sinirimi hafifletmişti. 8. 1998: Un! Dos! Tres! Ale! Ale! Ale! Hem şirin maskotuyla hem de Ricky Martin'in unutulmaz kupa müziği "The Cup of Life (La Copa de la Vida) ile efsaneleşen Fransa 98 Dünya Kupası, Gelmiş Geçmiş en iyi video oyunların çok önemli bir kısmının bu yılda çıktığı için çoğu otoritece gelmiş geçmiş en
Doktor MBC soruyor
Dünkü gassarayy derlemesi !! ( Yatarsaray )
`arne slot`: "galatasaray oyuncuları çimlerin üzerinde uzanmayı çok seviyorlar. gerçekten merak ediyorum, kendi liglerinde de böyle mi oynuyorlar?" liverpool'un 33 şutu var,2 topu direkten dönmüş, 2 golü sayılmamış, 10-0 bitecek maç 4-0 bitmiş ama okan çıkıyor “dünyanın en kötü hakemi” diye açıklama yapıyor. senin bir suçun yok. seni bu hale getiren sirk medyasinin şaheserisin sen! 5:18'de `arne slot`, çeyrek finaldeki rakibi psg ile ilgili konuşmaya başlarken sürekli okan buruk'a çakıyor. "psg ile oynadığımızda kimse vakit geçirmeye çalışmıyor, sadece futbol oynanıyor, bu yüzden hocasını çok takdir ediyorum" diyor... yatarak sadece fahişeler kazanır .. `steven gerrard`: “galatasaray sk bu akşam baştan sona utanç verici bir performans sergiledi. çok acınası bir haldeydiler. yerde yuvarlandıklarını gördünüz. ciddi sakatlıkları vardı, ancak liverpool fc bu akşam galatasaray'ı çok sıradan gösterdi.” (tnt) `erman toroğlu` : “ türk hakemleri olmayınca bu bile çok büyük başarı. “ `arne slot`: “her ivme yakaladığımızda rakipten bir oyuncu daha kendini yere bıraktı. o an sadece 'yeter artık!' diye düşündüm.” galatasaray, avrupa'da oynadığı son 15 deplasman maçında sadece 2 galibiyet aldı. avrupa fatihi. noa lang'ın sakatlığı sonrası mauro icardi'yi oyuna girmesi için kenara çağırıyorlar. icardi “oyuna girmek istemiyorum” şeklinde bir hareket yapıyor. kaan ayhan onunla konuşup ikna ediyor, icardi de mutsuz bir şekilde oyuna giriyor.
Reklam
Reklam