Normalin ne olduğunu kimse söylemedi,en yakınlarımız bile…
Küçük yaşlardayken okullu olmayı, okula başlarken de üst sınıflara ulaşmak, sanki hiç gerçekleşmeyecek kadar uzak bir fikir olarak gelirdi bana. evamında yıllar geçti ilk okul, orta okul, lise sonra üniversite derken bir zamanlar yaşını duyduğumuzda epey yaşlı olduğunu düşündüğümüz insanların yaşlarına ulaştık hepimiz.
Ciddi başarısızlıklar da benim gözümde böyledir. Başınıza gelmezse bunun olağan olduğunu tıpkı yukarıda anlatmaya çalıştığım okul ve yaş örnekler gibi kabullenemeyiz.
Çünkü o ana kadar, çevremizden ve sistemden öğrendiğimiz tek şey şudur:
“Başaran normaldir, başaramayan sorunludur.”
Bu öğüt çoğu zaman başarıyı gerçekten yakalamış insanlardan değil, orta ya da dar gelirli kesimden gelir. İşte tam da bu yüzden insanın aklına şu soru takılır:
Eğer mesele yalnızca “çok çalışmak” ise, siz neden çok çalışıp zengin olamadınız?
Ve eğer bu mümkün değilse, bu yük neden çocukların ve gençlerin omuzlarına bırakılıyor?
Zenginlere de aynı dürüstlükle sormak lazım: İlk bir milyon doların hikayesi nedir?
Gerçekten sadece çalışarak mı oldu? Yoksa başkalarına hiç anlatılmayan özel ‘‘kolaylıklar’’ da mı vardı?
Bu zehirli düşünce içerisinde büyüyen insan, zamanla kendisiyle ilgili şüphe duymaya başlar, tek sorun ‘‘bende’’ der.
Oysa ne kadar acımasızca ve garip…İstatistiklerden çok iyi bildiğimiz şey var: başarısızlık oranı başarıdan çok daha fazla aslında normal olanı da budur zaten.
Buna karşı, adına sistem mi deriz, çevre mi deriz bilemem, acayip örgütlenmiş büyük bir topluluk bize tam tersinin doğal olduğunu ikna etmeye çalışmakla meşgul. İşin ekstra hazin tarafı da, bu ‘‘yalan örgütünün’’ içinde en yakınlarımız da var.
Ekseriyetle bu iş o yere varabiliyor ki, olayın merkezinde olan kurban (yani, sizler bizler)