Yaşın getirdiği vicdan azabı çokluğu da getiriyor yanında
Ne kadar çok kelimelerin var oysa ki azlığın olduğu şu garip dünyada
Her gün yeniden yakılan sigaralar
Geçip gidilen taş kaldırımlar, yükü bedenimden ağır hayatlar
Erkekliğin günahından uzak kadınların yaşadığı
Dar, ince sokaklar arasında yükselen çığlıklar
Hangi yöne baksam, gölgem peşimde
Evden ayrılalı yıl olmuş
Şimdi gözlerim arıyor yarı karanlık sularda bıraktığım düşlerimi
Bi' güne daha aydı gözlerim
Geceden kalma korkularımı bi' içki masasında
Bi' ela gözler, kadife dudaklar içinde bıraktım
Sarıyı siyaha kattım, saçlarında bıraktım
Ihlamur çiçekleri açtı dallarımda
Kapıyı kaç kez çaldı ayaklarım, Etiler'den Hisar'a doğru
Belki uzun yollarda yürürken denk düşmedi hayatlarımız
Sen hep başka şiir dizesine konu olurken
Ben fazla şiirden ölüyordum
Ucu yanık, birkaç mürekkep dökülmüş sarı saman kâğıtlarda
Bir insan ne zaman ölür demiş Romalılar
Seni anladığım gün, olmadı ki öldüreyim hem seni hem kendimi
İsmini değiştirme dedim, hep
Oysa her gün değişiyordu ismin
Bazen bi' rakı sofrasında, bazen bi' kadehte, tütünün en ince dal sarımlığında
Dünyayı dolaşır gibi dolaşıyordun kalbimde
Sen rakıyı seviyordun, ben seni
Yuvarlanıyor kelimeler, yüksek kaldırımlardan, dağların dik yamaçlarından
Beyaz elbisenin en çok yakıştığı omuzlarından dizelere
Şiirlerim ayçiçeği tarlasında yüz sürüyor ellerine
Sen "tekrâr" dersin, ben "yeniden buluş"