Usta ile Margarita’nın yazarı, Mikhail Bulgakov, yaşamının yarısını Çarlık Rusyası’nda, diğer yarısını da Sovyet Rusya’da yaşamış, kırk dokuz yıllık kısacık yaşamına oldukça önemli eserler sığdırmayı ve bütün dünyanın hayran olduğu bir yazar olmayı başarmıştır. Riyakarlığı, yalancılığı, dalkavukluğu
kutsayan totaliter rejimin rağmına, Rus toplumunun sağ duyusunda filizlenmiş, unutulan, gömülen, göz ardı edilen erdemi, satırlarında yeniden yeşertmeye çalışmıştır.
Okuyacağınız eser, defalarca yazılmış, defalarca yakılmıştır. Her yanış, içindeki ateşi harlamış, onu daha büyük bir yangına dönüştürmüştür. Çünkü “Müsveddeler yanmaz!” Müsveddeler neden yanmaz? Çünkü onlar zaten bir yangının ürünleridir. Onları müsvedde olarak kalmaya zorlayan baskılar, onlara
ayrı bir yaşam enerjisi verir ve yansalar bile, yazarlarını da aşarak masallardaki anka kuşu gibi yeniden küllerinden doğarlar.
Bulgakov, sıradan bir hükumet tabibi olarak, daha rahat bir hayat yaşamaktansa, bir türlü yap-boza oturmayan kişiliğiyle, kendisini kalben ve aklen sistemin dışına itmiş ve kısacık ömrünü insanca yaşama arzusuna adamayı tercih etmiştir.
İnsanlığı yüceltmek için yola çıkan, fakat sistemini oturtmak uğruna insanlık onurunu ayaklar altına almaktan çekinmeyen tüm totaliter rejimler gibi Stalin yönetimindeki Rusya da, Bulgakov ile tam bir “denge” ilişkisi geliştirmiş, kitaplarını bastırmayarak sansürlemiş, Fransa’da yaşayan kardeşlerinin yanına gitmesini yasaklamış, bir yandan tecrit uygularken, bir yandan da kontrol altında tutmak için maaşa bağlamış, öte yandan çalıştığı tiyatroda da sahneye eserler vermekten onu alıkoymuştur. Bütün bu tedbirlerin nedeni, Bulgakov’un
patlamaya hazır bir bomba gibi, rejimin sıhhatini tehdit eden ateşli zekâsıdır. O güne kadar sağ kalmayı başarmış rejim, kimi elinin