Uğurhan DEMİRTAŞ

Uğurhan DEMİRTAŞ
@ugurhand
İçimde bir yerde Her Yer Her Yerde..
Alıntı
Reklam
"Zaman akıp gidiyor... Sen ise hala geçmişin gölgesinde, geleceğin ışığını arıyorsun. Unutma; arkasına bakarak koşanlar, önündeki yolu değil, sadece kaçırdıklarını görür. Dünün yorgunluğunu dünde bırak ki, yarının sabahına takatin kalsın."
Duygu ve Düşünce
Kitap başka da Baristalık yeteneğimi konuşturmak da bambaşka be 🙃
1000Kitap
Bizi Beyaza Boyananlar...
İnsan, her sabah uyanınca güneşin doğuşunu bir "memuriyet" sanır. Oysa o ışık, bir sonraki güne uzanan gizli bir köprünün ilk halatıdır. Anneyle içilen bir acı kahve, kardeşin omuzuna bırakılan yorgun bir el, bir dostun gözlerinde kendi aksini aramak... Bunlar yaşamak dediğimiz o devasa makinenin dişlileridir. Biz fark etmeyiz; ama bizi yarına fırlatan sapanın lastiği, tam da o "umursamadığımız" anlarda gerilir. Peki, neden erken düşer bu aklar şakaklarımıza?o beyaz teller, ötelerden gelen bir ihtardır. Çile kapısının tokmağına erken vuranın saçına kar yağar. Zamanın değirmeninde öğütülen sadece buğday değil, insanın bizzat kendisidir. Madde yorulur, et çöker, kemik sızlar; saçtaki ak, ruhun bedene sığmayışının, o büyük "Neden?" sorusunun dışarı taşmış beyaz çığlığıdır. o ak, sadece yaşın değil, geçim derdinin, evlat hasretinin ve bir somun ekmeğin peşinde tüketilen ömrün nişanıdır. Alın teri kurumadan saça düşen o beyazlık, "ben bu hayatı hakkıyla, çarpışa çarpışa yaşadım" demenin sessiz lisanıdır. Lakin asıl mesele saçın değil, ruhun ağarmasıdır. Saça düşen ak yakışır insana, bir vakardır. Ama ruh ağarırsa; heyecan pörsür, hayal kurur, insan o "görev" sandığı mucizeleri gerçekten birer yük gibi görmeye başlar. Ruhun ağarması, merakın ölmesidir. Bir çocuğun gülüşündeki sırrı, bir akşam sefasının kokusundaki şiiri duymamaktır. "Ruhunuza ak düşmesin! Çünkü saçın beyazı sabunla temizlenir, yaşla silinir; ama ruhun beyazlığı, hayatın renklerine sırtını dönmek Saçındaki akla aynaya bakabilirsin, ama ruhuna ak düşerse artık aynalarda kendini bulamazsın. Sakın Aklanmayın :)
1000Kitap
Gözyaşı Sarrafı
Yaşamdan ne beklediysem, bir gece vakti kapı eşiklerinden toplandı; Ellerim boşluğa düştü, ruhumda insanoğlunun açtığı o derin yaralar... Ben bir parça çocuktum daha, hıçkırıklarımın rengi saftı, Gözyaşlarım altındandı benim; sahi, kime sattınız onları? Hangi karanlık çarşılarda bozdurdunuz benim çocukluk ağrılarımı? Bir çiğdem tohumu gibi düştüm bu dünyaya, Ama toprak kucaklamadı beni, sarmadı köklerimi. Topraksız kaldım, bir avuç tozun insafına terkedildim; Kalbime buz gibi bir çiğ düştü, içim parçalandı, Bahar kapımın önünden geçti de, bir kez olsun uyan demedi. Hiç görmediğim papatyaları sevdim ben, Kokularını rüzgârın masallarından, renklerini uykularımdan bildim. Anlattıkları kadar beyaz mıydı o çiçekler? Anlattıkları kadar şifalı mıydı toprağa değmek? Ben sadece düşledim onları, hiç dokunmadan, hiç koklamadan... Şimdi ne bahar tanır beni, ne de o çalınmış altın damlalar geri gelir. Ben, kendi içindeki boşlukta açmaya çalışan, Güneşi hiç görmemiş o kör filizim. U.D
1000Kitap