Umay Umay’ın "Orospu Kırmızı"sı bir kitap değildir; o, açık bir yaranın üzerine dökülmüş alkol, bir kadının ruhundaki tsunaminin kıyıya vuran enkazıdır. 112 sayfa boyunca boğulmuş hissetmek çok doğal, çünkü bu metin okunmak için değil, o "boğulma" hissini bizzat yaşatmak için yazılmış.
Bir Kitap mı, Yoksa Bir Tedavi Günlüğü mü?
Aslında ikisi de değil, ikisi de... Umay Umay, klasik bir anlatıcı gibi "Gel sana bir hikaye anlatayım," dememesi. Onun yaptığı, zihnindeki tüm o karmaşayı, acıyı ve cinselliği bir laboratuvar tüpüne koyup patlatmış..
Biçimsizlikteki Biçim: 112 sayfa okudum ama, bir kalıp yok. Cümleler bazen yarım kalır, bazen bir tokat gibi çarpar. Bu bir "tedavi günlüğü"ne benziyor çünkü yazar kendiyle hesaplaşıyor; ama bu tedavi iyileştirmek için değil, yarayı daha iyi tanımak içindi fikrimce...
Kaosun Estetiği: Kitapta bir olay örgüsü arayan yanılır. Burada sadece anlar, kokular ve duygular var. Kırmızının en vahşi tonuyla boyanmış bir bilinçaltı akışı bu.
Kadın Doğası: "Anlamaya Çalıştığımız Bir Tohum"
Kadın doğasını anlamaya çalışırken o 112 sayfada boğuldum, aslında yazarın tam da istediği şey. Umay Umay, kadını toplumun koyduğu o "uysal, anne, sevgili" kalıplarından çıkarıp, onu en çıplak, en "vahşi" ve en savunmasız haliyle masaya yatırıyor.
"Kadın doğası bambaşka bir evrende..."
işte o evrenin adı bu kitapta "Kırmızı". Tutkunun, kanın, doğumun ve yıkımın rengi. Umay, o tohumu toprağa ekip yeşermesini beklemiyor; tohumu dişleriyle parçalayıp içindeki o özü bize gösteriyor.
112 Sayfalık Tsunami: Neden Boğulduk?
Bu kadar ince bir kitabın bu kadar ağır gelmesinin sebebi, yoğunluktur.
1. Duygusal Şiddet: Kitap seni bir saniye bile rahat bırakmaz. Sürekli bir yüzleşme hali vardır.
2. Dilin Sertliği: "Orospu" kelimesini bir hakaret olarak değil, bir