Merhaba Sevgili Okur,
Kimi eserlerin incelemesi yazılmaz çünkü yaşamın ve yaşanmışlıkların kendisidir onlar.
Bu sebepten mütevellit incelemeden ziyade birkaç ufak bilgi ardından eserle alakalı sohbet havasında yazmak isterim.
Eserde, Aziz Bey’in tır şoförlüğü yaptığı Arabistan topraklarında geçirdiği trafik kazası neticesinde sol bacağını kaybedip memleketi Denizli’ye dönmesiyle başlayan bir Anadolu hikâyesine eşlik edeceğiz.
Baba Aziz Bey ile oğlu arasındaki derin sessizliğe ve her evlat için en güvenilir liman olan babaya, babalığa tanıklık edip Ankara-Denizli arası yapılan sayısız yolculukta bir evladın umuduna, kederine, sesine ve hatta sessizliğine yâren olacağız.
Eserin kapak fotoğrafı ve ismi de üzerine konuşulması gereken önemli hususlar diye düşünüyorum.
Fotoğraf, Nuri Bilge Ceylan’a ait olan ve
“Ben yabacı değilim, Anadolu’yum.” diye okunmak için âdeta davette bulunan, samimi ve pek çoğumuz için âşinâ bir görsel.
İsim ise Ardahan türküsü olan “Bu Dağlar Kömürdendir” parçasından alınmış bir dizedir.
Kitaba başladıktan sonra devam edebilmek benim için epey zor oldu, öyle ki pek çok yerde duraksayıp zihnimi yokladım “Ben otobiyografimi mi okuyorum?” diye.
Okudukça yaralandım, var olan yaralarım yeniden acıtmaya başladı; gözlerim dolu dolu, boğazım yumru yumru okudum herbir dizesini; sayfalar ilerliyor fakat ben geçmişime iniyordum tüm acımla, kederimle…
Babanın; evladından gelen desteği bile kabullenemeyişi, gururu aynı zamanda bir o kadar da teslim olma arzusu, oğlunun cenazesine katılamamasının yüreğine yüklediği ağırlık, eşinin kendisine olan emeğine karşılık duyduğu mahcubiyetin mâsumluğu; acısı, umudu, direnci, savaşı hepsi ama hepsi o kadar tanıdık ve can acıtıcıydı ki…
Baba Aziz Bey’in her seferinde hıçkıra hıçkıra ağlaması yüreğime çöken tarifi zor