Ankarada bulunduğum sırada, Oktay Rifatı yakalayıp da bir türlü randevu almam kabil olmadı. Zira ne zaman yazıhajesine telefon etsem (bu şairin aynı zamanda avukat olduğu malúm) «meşgul çıktı yahud hiç ses çıkmadı.
İstanbula döndüğümde, Oktay Rifatın da buraya geldiğini öğrendim. Fakat bu sefer de adresini bulmak bir mesele oldu. Nihayet Yeditepes sahibi Hüsameddin Bozok. «Aşağı Yukarı şairinin adresini öğrenip bana mektubla bildirdi.
Ben de bir sabah, resimcimizi alarak, Kuzguncuğa geçip, Oktay Rifatın kaldığı köşkün kapısını çaldım. Söz gelişi kapısını çaldım, dedim. Daha doğrusu açık olan kapıdan içeri girdim. Bahçede biraz ilerleyince, mutfakta bulunan esmer bir hanıma Oktay Rifatı görmek istediğimi söyledim, Mavi bluz, siyah etek ve kırmızı sandal giymiş olan esmer hanım, bizi serin misafir salonuna aldıktan sonra:
- Bir dakika, kendisine haber vereyim, dedi.
Ve biraz sonra İçeri, 40 yaşlarında, kumral, sportmen bir erkek girdi, Gelen Oktay Rifattı. Arzumu öğrenince:
- Sizin işiniz ediblerin eşlerile, müsaade edin de eşimi çağırayım, diye dışarı çıktı.
Kapımın önünde ufak bir fiskos ve hayret çığlığından sonra şair hayat arkadaşı ile birlikte içeri döndü. Meğer Oktay Rifatın eşi biraz evvel bizi salona alan esmer hanımmış.
Tabii evvelă şundan bundan konuştuk. Söz evlenmelerine intikal edince Bayan Sabiha:
- Eşimle Ankaradaki Karadeniz yüzme havuzunda tanıştık, dedi. Oktay Rifat, bu sözleri gülerek tasdik ettikten sonra, şunları ilave etti:
- Sabihayı görür görmez onunla evlenmeğe karar verdim ve tanıştığımızın ikinci günü kendisine izdivaç teklif ettim, Düşünmesi için de kendisine 24 saat mühlet verdim. Bu müddet sonunda kabul ettiğini bildirdi. 3,5 ay nişanlı kaldık. Sonra 1945 yılımda evlendik. Oktay Rifat, bu malûmatı verirken içeri giren oğlu Samih (dör-ldüncü