Tıpkı bardaklardaki dudak payı gibi, bulundukları yerlerin "hayal" paylarıdır pencereler. Duvarlar arasından dışarılara açılan, dışarıları alıp içerilere taşıyan yorulmak bilmez aracılardır onlar. Ve o aracılar bizi doyurabildiği ölçüde büyür ya da küçülür, sahip olamadıklarımıza duyduğumuz açlık.
İçinde insanların olduğu veya olabileceği her duvarlar bütününün ayrılmaz bir parçasıdırlar. Öyle ki, insanların "ceza olsun" diye konulduğu odalarda dahi vardırlar. Tabii bir farkla! Bu ceza odalarında kıstas insan ve onun hoşnutluğu değil, insan ve onun suçluluğu olduğundan; suç ve muadili olan cezanın büyüklüğü yahut küçüklüğüne göre ayarlanırlar. Ceza büyükse küçük, küçükse büyük olur oralarda pencereler.
Bir kitap aşığı sadece okumayı değil; kitaba dokunmayı, kitabın kokusunu, kitapla dolu rafları izlemeyi de sever. Satın alsın-almasın kitapçıları dolaşmaya veya hangi ortamda olursa olsun edebiyat üzerine konuşmaya bayılır.
Fakat gelgelelim, kitaplarını paylaşmaktan (aşk bencildir) hoşlanmaz. Ola ki, hani olsa olsa "ödünç" mahiyetinde verirse de, kitabının verdiği gibi kusursuz biçimde yahut hiç geri gelmemesinden ise nefret eder.
O denli güzeldir ki bazı kadınlar, görür görmez bir kusur bulmak istersin onda.
Aradığın için bulursun ve bulduğunda da sevinirsin...
Erkeksen, bu güzellik senin olmadığından.
Kadınsan, bu güzellik sende olmadığından yaparsın bunu.