Ulaş Can

Ulaş Can
@ulascan
Benim cennetim anlaşıldığım yerdir...
Yazar
Antalya
İzmir, 1 Temmuz 1982
22 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Mezarlıklarda Su Satan Çocuklar Yeni sayılabilecek bir sektör, farklı bir iş kolu. Hemen her gidişimde çocuklardan birisi yaklaşır ve "Su lazım mı?" diye sorar. - Çiçekler için mi? - Çiçeksiz mezarlara da dökülüyor. - Neden? - Ben de bilmiyorum. Onlar döküyor diye biz de satıyoruz. Fakat bir defasında, şöyle ilginç bir diyalog gerçekleşmişti... - Su ister misin abi? - Sağ ol, gerek yok. Ve o, elinde tuttuğu 5 litrelik bidonu göstererek: "Peki. Bu kadar ağlayabileceksen..." O gün anladım ki, meğer dökülemeyen gözyaşlarının bir kefareti olarak sulanıyormuş mezarlar. Yahut belki de öyle değildir ama, çocuğun işaret ettiği nokta öylesine mantıklı gelmişti ki bana! - Sen çok zekisin... Hiç ziyaretçisi olmayan mezar hangisi? - Hımmm... Mesela şuna kimsenin geldiğini görmedim. - Kaç lira bu bidon? - 5 lira. - Al. Git hepsini ona dök. Benim mezarın suya ihtiyacı yok.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hepimiz, birbirimize, "anlamlı bir hayat yaşıyor" taklidi yapıyoruz.
Sayfa 48·Kitabı okudu
Kadın sevmez, bağlanır. Erkek bağlanmaz, sever.
Sayfa 202·Kitabı okudu
1999 yılının yaz mevsiminde, bir sanayi sitesinin içinde yer alan bir çay ocağında, iki ay kadar garsonluk yapmıştım... Çalıştığı oto tamir dükkanının paydos saatlerinde bizim ocağa gelen genç bir adam vardı. Üstü başı, yüzü gözü, simsiyah yağ içinde; bir elinde bir spor gazetesinin at yarışı eki, bir elinde bir tükenmez kalemle gelir ve plastik sandalyelerimizden birine oturup, demli bir çay söylerdi kendisine. Ve çayının yarısını içer, öbür yarısını ise (at yarışına daldığı için soğuduğundan) ocağın yanındaki çam ağacının dibine döker ve çayın parasını çay tabağına bırakıp, işinin başına dönerdi tekrar. Tam bir at yarışı hastasıydı. Ve bir hayali vardı... Bir gün, at yarışından şöyle iyi bir para kaldıracak ve bu parayla fiyakalı bir araba satın alıp, arabasının arkasına da "Atım sağ olsun" yazdıracaktı. Derken bir gün, günlerdir görmediğimiz-çay ocağına uğramayan bu gencin; at yarışından, o zamanın parasıyla 16 milyar lira kazandığını öğrendik patronundan. Aynı zamanda, birkaç gün önce, yani parayı kazanır kazanmaz işi bıraktığını da. Ki, telefonla arayarak söylemiş işi bıraktığını, dükkana gelmemiş ve içeride kalan yarım haftalığını da almamıştı. (Kısacası, kimseye görünmeden ve bir daha dönmemek üzere, gidiş o gidiş.) Dediğini yaptı mı? Bir araba alıp, arabasının arkasına "Atım sağ olsun" yazdırdı mı bilmiyorum. Ancak şunu çok iyi biliyorum ki: İnsanların ezici çoğunluğu için hayat, "katlanmak" denen şeyden ibaret! Seçmiyor, katlanıyoruz. İstemiyor, katlanıyoruz. Sevmiyor, katlanıyoruz. Ve bu örnekte olduğu gibi, fırsatını bulduğumuz anda da önüne çekilen seti yıkan bir ırmak misali ardımıza bile bakmadan kaçıyoruz. Katlanmaktan kurtulmanın zevkine varıyoruz...
Mutsuz bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Seni görmek istiyorum" deyin, "Falanca yere gezmeye gidiyoruz, sen de gelmek ister misin?" diye sorun. Mutlu bir insanı daha fazla mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Mutluluğunun sırrı nedir?" diye sorun, "Ben de senin gibi mutlu olmak istiyorum" deyin. Bencil bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Sen haklısın" deyin, "Dediklerin bir bir çıkıyor, farkında mısın?" diye sorun. Elcil bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Filanca şeyi bana ödünç verir misin?" diye sorun, "İyi ki varsın" deyin. İyi bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Seni anlıyorum" deyin, "Bana yardımcı olur musun?" diye sorun. Kötü bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Yardıma ihtiyacın var mı?" diye sorun, "Seni anlayamıyorum" deyin. Cahil bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Kaderin böyleymiş" deyin, "O, bu, şu şöyle şöyle yapmış, duydun mu?" diye sorun. Bilge bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Vaktin varsa biraz sohbet edebilir miyiz?" diye sorun, "Sana kitap aldım" deyin. Yoksul bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Bana lazım değil, al bu ceket senin olsun" deyin, "Yarın misafirimiz olur musun?" diye sorun. Zengin bir insanı mutlu etmek istiyorsanız, ona: "Bütün dünya senin olsa ne yapardın?" diye sorun, "Sürpriz! Bütün dünya artık senin" deyin.
Sayfa 82·Kitabı okudu