Ulaş Can

Ulaş Can
@ulascan
Benim cennetim anlaşıldığım yerdir...
Yazar
Antalya
İzmir, 1 Temmuz 1982
22 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Uzun yazıları okumak istemiyor artık insanlar; olabildiğince kısa olsun, ama mümkün mertebe çok şeyi anlatsın istiyor. Fakat bunu yaparken, yani ancak sayfalar dolusu yazıyla anlatabileceğini bir, iki, bilemedin üç cümleye sıkıştırırken yazar; elinden geldiğince de basit ve anlaşılır olsun istiyor. Cümlelerin sonunu beklemek istemiyor artık insanlar; her ne diyecekse karşısındaki kişi, bir an önce desin ve sussun istiyor. Bu yüzden de, faraza birazcık uzatırsa konuşmasını; kaldırarak havaya ellerini ve de değişik vücut devinimleri sergileyerek, "lakin" diyor, sıra bende demek istiyor, bölüyor sözünü. Çabucak sıkılıyor artık insanlar; bir televizyon kanalında, bir radyo istasyonunda sebat edemiyor. Aynı anda her şeyi izlemek, her şeyi dinlemek istiyor ama; hiçbirini izleyememiş, hiçbirini dinleyememiş oluyor. Vaktini harcadığı, tuşları aşındırdığı ile kalıyor. Yemek kısa sürsün istiyor, mümkünse ayaküstü olsun. Uykuya zaman ayırmasın, yalnız gözünü dinlendirsin. Yolculuk hemen bitsin, yollar hızdan görünmesin. Misafir derhal gitsin, ortalığı dağıtıp kirletmesin. Çocuk gayrı büyüsün, eli ekmek tutsun. Uzun birliktelikler de istemiyor artık insanlar! Şiddetli geçimsizlik var, boşansın. Dünya görüşlerimiz uyuşmuyor, yüzüğü atsın. Mesajıma geç cevap yazdın, ayrılsın istiyor. Uzlaşmak değil, benim dediğim olsun. Farklılıklar değil, sen de bana benze. Anlayış değil, ben buna gelemem diyor. A insandan sıkıldım, biraz da B insandan sıkılayım... Üzerime gelmesin, üzerine gitmeyeyim... Ben ne istediğimi bilmiyorum, ama sen onu ver... Ben ne istemediğimi bilmiyorum, ama sen onu yapma... İşime gelmiyor ama, ok. Umurumda değil ama, kib.
Televizyon
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dünyadaki en tehlikeli zaman dilimi, boş kafalı birinin boş vakti'dir.
Sayfa 198·Kitabı okudu
Deniz gibi olmalı sevgili dediğin; İçi de güzel, kıyısı da, Rengi de güzel, kokusu da, Sesi de güzel, buğusu da. İçinde binbir alem olmalı deniz gibi, En temiz çakıl taşları onun kıyısında bulunmalı. Rengi dinginliğin rengi, kokusu huzurun kokusu. Sesi rüzgarın ardılı, buğusu avuçların önceli. Bu binbir alemde inciler ve yıldızlar olmalı, değerli. Kıyısında gemiler ve kayıklar barınmalı, güvenle. Rengi rahatlatmalı, kokusu ferahlatmalı; daima. Sesi ismini anmalı, buğusuna ismin yazılmalı. Tamam, galiba çok şey istedik ama, Ama canım deniz olmak da kolay değil ki!
Sayfa 38·Kitabı okudu
Kim bilir ne güzel şiirlere gebesindir sen, Ne güzel şiirler doğurursun; Büyür, uzadıkça uzar o şiirler, Ve kim bilir ne güzel nihayet bulur. Temize çekilmediği halde temiz; Beyaz sayfalara bembeyaz yazıldığı halde okunaklı, Ve karınlarını doyurduğu yavrularının oynaşmalarını izleyen Bir anne kuş kadar azametli. Yazarsın, Yaparsın sen bunu. Ağzından şiir akan çeşmelere konarsın çünkü! Anne kuş olmakla, yavrular doğurmakla, Onları doyurmakla da yetinemezsin hani; Bir peri, yemyeşil bir peri olmak istersin. Sahi, ne güzel bir peri olursun sen, Kim bilir ne güzel rüyalarda görünürsün; Büyüler, sonsuzlara aparır o rüyalar, Ve hiç kuşku yok ki bir cennet köşede son bulur. Olursun, Yaparsın sen bunu. Dahası, bir periye yazılmış ve temize çekilmemiş şiirleri de, Nerede görsen tanırsın sen... Ve o pespembe dudaklarınla, Kim bilir ne güzel okursun.
Gerçek bir hayat yoldaşlığı için yegane olmazsa olmaz şudur: Anlamak ve anlaşılmak.
Sayfa 197·Kitabı okudu