Önemsiz olduğunu bildiğim insanları, önemli sanan insanları; önemsiz olduğunu bildiğim insanlara, önemli insanmış gibi davranırlarken izlemeye bayılıyorum.
Hep o 3 çubuktan şikayetçi, o 3 çubuktan yana dertliyiz ya hayat içinde; acaba onlar memnun mu halinden, onlar bahtiyar mı saatlerin içinde?
Hiç sanmıyorum. Aynen bizler gibi, onlar da zamanın kurbanları bence.
Kaçamıyoruz! İstediğimiz kadar önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakalım; ruhumuza dokunma konusunda çelişkili davranan zaman, sıra bu et bedenlerimize geldiğinde çarpmadan geçmiyor. Altında kalıyor, zamandan kaçış olmadığı hakikatinin altından kalkamıyor, eziliyoruz.
Her durumda, telaffuz ettiğimizde durumu tamamen lehimize çevirecek "tılsımlı" bir kelime var sanki...
Fakat o durumların tılsımlı kelimeleri, o durumların yaşandığı anlarda bir türlü aklımıza gelmiyor.
Çayınızı tek başınıza içiyorsanız, kafanızın içindekilerden de ona sığınırsınız.
Olumsuz bir düşüncede avucunuzun içindeki bardağı iyice kavrar, onun sıcaklığını elinizin içinde el sayar; olumlu bir düşüncedeyse yüklü bir yudum alıp, dudağınızda öpücük bellersiniz ıslaklığını.