Dünyada doğal ekmek çılgınlığı yaşanıyordu ama zenginler arasında yaşanıyordu, yoksullar ekmeğin doğal olup olmadığına bakabilecek durumda değildiler, onlar doğaya bile aldırmaksızın yaşamaya çalışıyorlardı, hatta sadece hayatta kalmaya.
Allah'a ibadet etmek için oruç tutardı, kendi tanrısıyla konuşurdu.
Tanrısına hayatından şikâyet etmezdi. Şikâyet etmenin de dua etmenin de hiçbir şeyi değiştirmediğini çok küçükken öğrenmişti.
Umutları vardı, evlenmekle ilişkisi olmayan, ne olduğunu tam söyleyemediği, dünyaya ilişkin, dünyayı görmeye, dünyanın tadını tatmaya ilişkin umutlar.
Bir temeli yoktu bu umutların, inançtı sadece, bir gün gerçekleşeceğine inanıyordu.
"O müthiş Sakarya günlerinde şunu anladım.." dedi, "..zafer başlıbaşına bir amaç değildir. Zafer, kendisinden daha büyük bir amacı elde etmeye yaramalı, yeni bir âlem doğmalı. Yoksa boşa gitmiş bir gayret olur.