Arda Uludağ

Arda Uludağ
@uldgarda
Serbest Piyasa Anarşisti
Kevin MacDonald ve Sağlam Anti-Semitizmi
MacDonald 1990'lar boyunca teorilerini bir üçleme olarak geliştirdi. A People that Shall Dwell Alone (1994), Separation and Its Discontents (1998) ve en kötü şöhretli kitabı olan Culture of Critique (1998) ile geliştirdiği teoride; Museviliğin bir "evrimsel grup stratejisi olarak anlaşılması gerektiğini, daha geniş kitleleri manipüle ederek boyutlarına oranla daha fazla kaynağa erişim sağlamayı amaçladığını ileri sürdü ve "Musevilik ile prototipik Batılı siyasi ve toplumsal yapı arasında temelden ve çözülemez bir çatışma olduğunu söyledi. MacDonald'a göre, Yahudiler bilinçli olarak Batı'daki beyaz Avrupalı gücünü zayıflatmaya girişti. "What Makes Western Culture Unique?" başlıklı denemesinde şunları ileri sürer: Dolayısıyla, Avrupalıları yıkmak için en iyi strateji Avrupalıları kendilerinin ahlaken iflas etmiş olduğuna inandırmaktır. Kitabım The Culture of Critique'in önemli bir teması [...] Yahudi entelektüel hareketlerinin de tam olarak bunu yaptığıdır. Museviliği Avrupa medeniyetine ahlaken üstün olarak sundular, Avrupa medeniyetinin ahlâken çökmüş olduğunu ileri sürdüler ve diğerkâm bir cezalandırmanın asıl hedefi olarak tanımladılar. Bunun sonucu olarak Avrupalılar kendi ahlâki sapkınlıklarına inandı ve bir diğerkâm cezalandırma buhranı içinde kendi halklarını yok edecekler. İddiaya göre, bunu başarmak amacıyla, "Aktivist Yahudiler ve örgütlü Yahudi cemaati" ABD'deki ırklar arası ilişkilerin doğasını değiştirmek istedi ve zamanla “meşru Beyaz çıkarları bir tür yakınma/şikayet kültürü ile Beyaz suçluluğu yaratıldı ve bu ortamda Siyahların genetik temelli eğilimleri yok sayıldı". Pek çok komplocu antisemitist gibi MacDonald da burada durmuyor, Yahudileri ayrıca "homoseksüellik, evlilik öncesi seks, pornografi ve zinayı içeren bir kamu kültürünün yaratılması için
Sayfa 77·Kitabı okudu
Reklam
Yahudi Sorunu
Yahudi Sorunu (JQ-Jewish Question) olarak da bilinen antisemitizm ırk takıntılı Alternatif Sağ'ın ideolojisinin ana bileşenlerinden biridir. Pek çokları, beyazlara karşı süregiden bir "soykırım" olduğuna dair komplocu inanca, bunu Yahudilerin organize ettiği teorisini ekler. Bu fikir, aşağıda uzunca ele alınacağı gibi, Kevin MacDonald'ın çalışmalarından oldukça etkilenmiştir.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Kültürel Marksizm ve Yahudiler, Haklı İsyanlar
Bu durumun en sık ortaya çıktığı yer, "kültürel Marksizm" kavramına olan yaygın inanıştır. Bu teoriye göre sol kesim on yıllara yayılan bir komplonun parçası olarak geleneksel Batılı değerleri zayıflatmak için kültürel kurumlara sızarak geniş kitlelerin beynini yıkıyordur veya kendi fikirlerini zorla benimseterek ilerici karşı-kültür ve toplumsal hareketleri canlandırmaya çalışıyordur. Elbette, Yahudilerin kültürel kurumlardaki kontrolleri sayesinde toplumun beynini yıkadığı iddiası yeni değildir. İster Sion Protokolleri, isterse Nazilerin bizzat kendileri olsun, bu çok eski bir antisemitist meseledir. Ancak Amerikalı paleo-muhafazakar William Lind 1998'de yaptığı bir konuşmada "[kültürel Marksizm] 1960'lara, yani hippilere ve barış hareketine değil, ta Birinci Dünya Savaşı'na kadar giden bir harekettir" demişti. Bu sözler, terimin "kültürel Bolşevizm" iması içeren ve "Yahudiler ile Sovyetler [...] el ele vererek orta Avrupa medeniyetini yıkmaya çalışıyordu" şeklindeki iddiasında görülen antisemitist kökenlerine onay vermek anlamına gelir. Kültürel Marksizm komplo teorisi, Lind'in 1999'da çektiği "Siyaseten Doğruculuk: Frankfurt Okulu" isimli belgeselden sonra çevrimiçi aşırı sağda daha da yaygın hale gelmiştir. Belgesel çoğu Yahudi olan bir grup bilim insanının Nazi Almanya'sından kaçarak ABD'ye gelişini inceler ve aşırı sağa mensup pek çok kişi bunun Batı'yı yıkmayı amaçlayan "kültürel Marksist" gündemin bir planı olduğuna inanır. Aşırı sağın başka üyeleri tarafından da kullanılmakla birlikte terim günümüzde daha ziyade görece ılımlı Alternatif Sağcılar tarafından kullanılıyor. Stefan Molyneux gibi video blogcular "Neden Kültürel Marksizm Amerika'yı Yıkıyor?" gibi videolar üretiyor veya InfoWars'tan Paul Joseph Watson gibi isimler "Popüler Kültür Hakkındaki Gerçek"
Sayfa 74·Kitabı okudu
Kral Adamlarmış Vesselam
İster Kimlikçi hareketin etnik çoğulcuları, ister insan biyoçeşitliliği savunucuları, isterse de geleneksel aşırı sağ güyabilimsel ırkçılar olsun hepsinin ortak inancı ırkın gerçek olduğu, farklı ırkların içkin olarak farklı özelliklere sahip olduğu, ırk ile etnisitenin bir kimsenin kimliğinin merkezinde yer aldığı ve onu tanımlayan temel unsur olduğu yönündedir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Kimlikçi Nesil ve Etnik Çoğulculuk
Jared Taylor gibi "ırk gerçekçileri"nin veya insan biyoçeşitliliği teorisyenlerinin güyabilimselliği gibi Kimlikçi Nesil'in ırk meselesini ele alışı da sadece akademik değildir, daha ziyade kendi siyasi amaçlarına yönelik zemin hazırlar. Bu durum Kimlikçi Nesil için "etnik çoğulculuğun", yani farklı etnokültürel grupların kâğıt üzerinde eşit olsa da kendi "farklı olma", kendi kaderini tayin hakları ve kendi içsel homojenliklerini kaybetmemeleri için birbirinden ayrı yaşaması gerektiği fikrinin savunusunu yapmak anlamına gelir. Kimlikçi Nesil'e göre bu durum Avrupa'nın halihazırdaki çokkültürlülük tavrının reddi demektir ve gerçek "çeşitlilik" ile "ırkçılık karşıtlığı" aslında Sellner'e göre "her halkın kendi anayurdunda kendi grup kimliklerini koruma ve yüceltme hakkına sahip olması" şeklinde gerçekleşmelidir. Etnik çoğulculuk etnik Avrupalıların yerine Avrupalı olmayanların, yani genel itibarıyla beyaz olmayan ve Müslümanların geçtiğine ve farklı etnik grupların bir arada yaşamasının istenir veya başarılabilir bir şey olmadığına olan inançla savunulur. Bu tür bir politikanın uygulanması, bu gruplara mensup "illegal" göçmenlerin sınırdışı edilmesi, legal olan göçmenlerin ise yaşam standartlarının düşürülmesi yoluyla etnik grupların zorunlu olarak birbirinden ayrılması sonucu gerçekleşecektir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Reklam