Arda Uludağ

Arda Uludağ
@uldgarda
Serbest Piyasa Anarşisti
Sol fikirlerin zaferlerinin totaliter bir devletle sonuçlanması tesadüf değil
Parlamento ve genel hukuk mahkemeleri gibi kurumlar; kiliseler, şapeller, sinagoglar ve camilerle ilişkilendirilen spiritüel çağrılar; okullar ve meslek birlikleri, özel hayır kurumları, kulüpler ve dernekler, izciler, rehberler ve köy turnuvaları; futbol takımları, bandolar ve orkestralar; korolar, tiyatro grupları ve filateli gruplar... Kısacası, insanların bir araya geldikleri ve otorite ile itaat kalıplarını kendi rızalarıyla yarattıkları tüm şeyler, diğer bir deyişle Burke ve Tocqueville'in tüm "küçük müfrezeleri", solcu dünya görüşünde ya eksiktir ya da mevcutsa bile (ki örneğin Gramsci ve E. P. Thompson'da mevcuttur), işçi sınıfının "mücadelesinin” bir parçası olması için hem duygusallaştırılmış hem de siyasallaştırılmıştır. Komünistlerin Doğu Avrupa'da iktidarı ele geçirdiklerinde, ilk görevlerinin küçük müfrezelerin başını kesmek olduğuna şaşırmamalıyız. Örneğin Kádár, Macaristan'daki 1948 hükümetinde içişleri bakanı olduğunda, bir yılda beş bin kişiyi yok etmişti. Dünyayı güç ve mücadele penceresinden gören Yenisöylem, doğru liderler tarafından kontrol edilmeyen tüm birlik ve toplulukların devlet için bir tehlike olduğu görüşünü desteklemektedir. Ve buna göre hareket ederseniz, bu görüşü gerçek kılarsınız. Bir seminer, topluluk veya bir koro, ancak belirli bir partinin izniyle toplanabildiğinde, parti otomatik olarak bunların düşmanı olur. Bu sebeple, bana öyle geliyor ki, solcu düşünme biçimlerinin zaferinin çoğu zaman totaliter bir hükümeti beraberinde getirmesi bir tesadüf değildir.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Reklam
“Sosyal Adalet” ≠ Adalet
Yenisöylem sadece bir plan dayatmaz; aynı zamanda insanların yalnız yaşayamayacağı söylemini de ortadan kaldırır. Yenisöylem’de adaletten söz ediliyorsa, bu bireysel ilişkilerin adaleti değil, "sosyal adalet"tir; bir plan tarafından dayatılan ve her zaman bireyleri adil bir şekilde alışveriş yaparak elde ettikleri şeylerden mahrum bırakmayı içeren bir "adalet" türüdür.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Sosyalist ütopyaların çelişkili doğası, onları dayatma girişiminin içerdiği şiddetin bir açıklamasıdır; insanlara imkânsız olanı yaptırmak için sonsuz güç gerekir.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Solcuların eşitlikçiliği kanun önünde eşitlik değil. “Sosyal adalet”
Aynı şekilde, "sosyal adalet"in amacı artık kanun önünde eşitlik ya da -Aydınlanma'da savunulduğu gibi- vatandaşlıkla ilgili eşit hak iddiası değildir. Amaç; ayrıcalıkların, hiyerarşilerin ve hatta malların eşitsiz dağılımının ya üstesinden gelinmesi ya da bunlara meydan okunması için toplumun kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmesidir. Özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasını isteyen 19. yüzyıl Marksistlerinin ve anarşistlerinin daha radikal türden eşitlikçiliği, belki de artık yaygın bir çekiciliğe sahip değil. Ancak "sosyal adalet" hedefinin arkasında -aksi kanıtlanana kadar- mülkiyet, boş zaman, yasal ayrıcalık, sosyal sınıf, eğitim fırsatları veya hangi alanda olursa olsun, eşitsizliğin adaletsiz olduğuna inanan başka ve daha inatçı bir eşitlikçi zihniyet yatmaktadır. Eşitlik, aksi belirtilmedikçe, bireylerin sosyal konumlarının karşılaştırılabileceği her alanda var olması gereken bir pozisyondur.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Solcuların “özgürlük” adını verdiği şey aslında ne?
Kadınların erkek baskısından, hayvanların insan istismarından, eşcinseller ve transseksüellerin "homofobi"den, hatta Müslümanların "İslamofobi"den kurtuluşu... Tüm bunlar sansürcü memurlar tarafından denetlenen yasalar ve komitelerde kutsanmak üzere, sol gündemlere dahil edildi. Sosyal düzenin eski normları yavaş yavaş marjinalleştirildi, hatta "insan hakları" ihlalleri olarak cezalandırıldı. Gerçekten de "özgürlük" davası, onu bastırmak için icat edilenden daha fazla yasanın çıkmasına tanık oldu. Şimdilerde "ayrımcılık yapmama" adına nelerin emredildiğini bir düşünün.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Reklam