Marksizmin kucağına düşmüş olan yüz bin Alman işçisinden yüz tanesi yoktur ki Karl Marx'ın bir eserini okumuş olsun. Karl Marx'ın bu eseri proleterlerden çok, aydınlar ve Yahudilerce bin kereden daha fazla okunmuş ve incelenmiştir.
Aslında bu eserler büyük topluluklar için kaleme alınmamıştır. Bu eserler yalnızca dünyayı fethetmek niyetinde olan Yahudi makinesini idare eden ekip için yazılmıştır.
Tarih bize şunu göstermektedir ki, parlamentoların çoğunluk tarafından karar verilmesi yolundaki prensipleri dünyaya çok eski tarihlerden, daha açık ifade edelim, ezelden beri hakim olmamıştır. Tam aksine, tarihte çoğunluk usulüne gayet kısa devrelerde rastlanır. Tarih ise, bu devrelerin daima milletlerin ve devletlerin harap oldukları zamanlara denk geldiğini açıkça kaydetmektedir.
Devletin bütün teşkilatında “komün”ü teşkil eden en küçük hücreden, memleketin genelinin en yüksek mertebesine varıncaya kadar, “birey prensibi” esas alınmalıdır.
Biz Nasyonal Sosyalistlerin ırkçı anlayışlarını, Marksistlerin anlayışları ile esaslı bir şekilde ayıracak husus, ırkçı olanların yalnız, ırkın kıymetini kabul etmekle kalmayıp, “birey”in gereklilik ve önemini kabul etmeleridir. Irkçılar, bu prensiplerini, bütün olumlu işlerinin temeli yapmalıdırlar. Bunlar “ırkçı felsefe”nin en esaslı faktörleridir.
…Hareketimizin sosyal programı, bireyi bir kenara itip ve yerine çoğunluğu koymayı prensip edinse idi, işte o tuman "Nasyonal Sosyalizm" de mevcut burjuva partileri gibi Marksizm zehriyle zehirlenmiş bir halde olacaktı.
Irkçı devlet, her durum ve koşul altında “birey"in önemini kabul ederek vatandaşlarının refahını sağlamaya dikkat etmelidir. Bu şekilde her ferdin yeteneğini ve sonuçta her huzurunu arttırmış olacaktır.
Irkçı devlet hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan, "birey"in hukukunu korumalıdır.