Birden mahzunlaştı. Bana anlatabilirdin Selim. Böyle bir durumda kim dinlemezdi ki seni? Ne yaptın son aylarda? Anlamasam da dinlerdim seni. Bir 'hukukumuz' vardı hiç olmazsa. Ölümcül düşüncelerini hafifletirdi bir insanın varlığı belki. Belki de anlatmaya çalıştın birilerine. Kim bilir? Anlatamadın; belki o insanın yüzüne bakar bakmaz anlatmanın yararsızlığını gördün. Bu düşüncelerle çevresini, Burhan'ı, ona duyduğu sebepsiz öfkeyi unuttu; kendini bıraktı bir süre. Gözü, bir koltuğun üzerindeki dantele takıldı; hissetmeden ona baktı ve düşündü. Her gün birlikte yaşadıkları yılları düşündü. Nasıl bu duruma geldik Selim? Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran? Aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni nasıl öğrenmeliyim?
Sevgisiz annelerin kızlarının en büyük ortak noktası, onaylanma ihtiyacı, yani "Evet, yaşadıkların gerçekten oldu. Evet, öyle hissetmekte haklısın. Anlıyorum," diyecek birini bulmaktır.
Kadınların babalarıyla evlendiği söylenir, fakat şaşırtıcı gerçek şudur ki, genellikle annelerimizle evleniriz. Yani yetişkin hayatımızdaki eşlerimizi ve içinde bulunacağımız durumları seçerken, sık sık anne yarasına yol açan tanıdık dramları tekrarlamak için güçlü bir bilinçdışı ihtiyaç duyarız.