Türkiye'de Müslümanlar gerçek taleplerini geri almanın bedeli olarak bir müsamaha görmektedirler. Eğer onlar gayri müslim bir yapının değirmeninin dönmesine yarayacak suyu taşırlarsa olay bitmiştir. Karanlığı koyulaştıran işte Müslümanların bu bilinç noksanlığıdır.
Bir siperden sözediyorum. İlk soru şu: Acaba bu siperin bir yakasında Müslümanlar, karşı yakasında ise gayri müslimler mi yer alıyor? Elbette böyle bir durum ideal, ama ne yazık ki gerçek değil. Ne yazık ki siperin iki yakasında da Müslümanlar var. Bazıları dünya sisteminin işletilmesinden ve bu işletiliş içinde bir çok Müslümanın mağdur olmasından büyük bir rahatsızlık duymuyor. Dünya sisteminin gerçek dinamiklerinin neler olduğundan habersiz. Belki bir “dünya sistemi” olduğunu bile umarsamıyor. Kendi bilgisizliğinin nelere mal olduğunu ya bilmiyor veya bilmez görünmenin işine geldiğini düşünüyor. Bazı Müslümanlar ise işleyen dünya sisteminin hem bütün Müslümanları ezdiğinin farkında, hem de ezilenler arasında henüz Müslümanlıkla şereflenmemiş kimselerin de bulunduğunu anlamış. Demek ki siperin her iki yakasında gayri müslimler de var. Dünya sistemi ve onun işleyişi sözkonusu olduğunda müslim ve gayri müslim ayırımı tek belirleyici unsur değil. Yukarıda da belirttiğim gibi ideal durum siperin bir yanında yalnızca Müslümanların, karşıda ise gayri müslimlerin bulunmasıdır. Yani hakkı, hakikati savunanlar sadece Müslümanlar olmalı ve Müslümanların düşmanı olarak sadece butlan içinde kalanlar, zulme yardakçılık edenler, cehaleti makbul sayanlar kalmalı. Durum bu değil ve durumun bu olması için birşeyler yapılmalıdır.
Bergson;
"Sezgi ve mânevîliğin görevi, ilmin maddî
yaklaşımını aşmaktır. Sezgi metodunu kullanmakla anlayış alanımızı genişletebilir ye insanî ilerlemeler için sağlam bir temel hazırlayabiliriz. Sezgi, eşyaya bakışta zekânın görüşüne karşı çıkmaz; zekâdan faydalanır, ona sağlamlık verir ve yeni bir temel inşâ eder!"
"Allah de ve sus!" diyen velî, eşyanın hakikatini olduğu gibi gören sırdan aldığı payı, murad sahibini bilerek ne güzel ve mutlak şekilde belirtiyor. Hakikat, Allah'ın muradıdır, mahlûkudur; hakikati hakikatiyle öğrenen, her şeyin önünde helâk olduğu ve sadece kendisinin kaldığı sahibini, topyekûn varlığın şahitlik ettiği "Hepi de öğrenir... Allah!..