İnsan bazen kendini görebilmek, değerli hissedebilmek ve kendini kabul edebilmek için farkında olmadan omuzlarına ağır yükler yükler.
O bölümü okusan ne olur, okumasan ne olur?
O puanı alsan ne olur, almasan ne olur?
O işe girsen ne olur, girmesen ne olur?
O hedefe ulaşsan ne olur, ulaşamasan ne olur?
Neden kendini ancak başarılarınla ölçüyorsun? Neden kendine durmadan bir şeyler kanıtlamak zorunda hissediyorsun?
Ve bütün bunların beraberinde getirdiği baskı seni yavaş yavaş tüketiyor. İçini kemiriyor, huzurunu elinden alıyor. Bir süre sonra sadece ulaşman gereken hedeflere odaklanıyorsun; hayatın kendisini kaçırmaya başlıyorsun.
Kendine öyle yüksek hedefler koyuyorsun ki elde ettiklerin bile sana yeterli gelmiyor. Başardığın şeyler için durup kendini kutlayamıyor, kendinle gurur duyamıyorsun. Çünkü daha bir hedefe vardığın anda gözün çoktan bir sonrakine çevrilmiş oluyor.
Ama belki de asıl soru şu:
Kendini kabul etmek için gerçekten bunların hepsine ihtiyacın var mı?
Belki de değerli olmak, yeterli olmak ve sevilmeye layık olmak için hiçbir şeyi ispatlaman gerekmiyordur. Belki de sen, olduğun hâlinle zaten yeterlisin. Çünkü insanın değeri başarılarından değil, varlığından gelir. Ve bazen en büyük kazanım, sürekli daha fazlasını kovalamak yerine durup kendine şefkat gösterebilmektir.
Umarım bir gün ben de bunları sadece yazan değil, gerçekten yaşayan biri olabilirim. Kendime karşı biraz daha nazik, biraz daha anlayışlı olabilirim.