İnsanlar, doğuştan eşittirler: kullukta, fanilikte eşitlik.
Ama menfi bir eşitlik bu. Sonra, iman sayesinde yeni bir
eşitlik kazanırlar, kardeş olurlar. Rabbin lütuflarmdan aynı
ölçüde faydalanacaklardır: hukukî ve müsbet bir eşitlik.
İrfanı hisarla kuşatmış Doğu, mabede bezirgân sokmamış.
Yıllarca davar gütmüş, odun taşımış çömez... Meşaleyi çetin
imtihanlardan sonra tutuşturmuşlar eline. “Emanetleri ehline
tevdi ediniz,
” demiş din.
Mürit: ceset. Can: mürşidin nefesi. Hint’te hocaların
soyadı taşınırmış. Karabetlerin en mukaddesi, şakirtle üstat
arasındaki bağ.
Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asaletini
kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına
yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit
pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek
bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne
demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca
öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek?
Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.