"İnsanlar! .." dedi, yirmi iki yıldır çalışıp didinerek Allah'ın kendisine verdiği görevi tamamlamanın sevinci ve insanlığı özüne döndürmenin hazzıyla "İnsanlar! . ." Bu hitap insanlara değil insanlığaydı. İnsanlar öz kimliklerinden uzaktaydı çünkü, Allah' a kulluktan uzaktaydı. İnsan olmak, insaniyedi olmak yeterince itibar, yeterince iltifat idi. "İnsanlar!.." ifadesi bütün insanlığa seslenişti; bu yüzden başka bir sıfata gerek duymadı, yalnızca "İnsanlar!.." diyerek başladı sözlerine. Değerli, kıymetli, sayın, muhterem, aziz gibi iltifat sıfatlarının hiçbirine gerek duymadan "İnsanlar!.." dedi. Gerçek insan olmak, bütün bu sıfatların da sahibi olmak; insanlığın hakikatine ermek demekti çünkü. Yüzyıllardır yaratılan insanlar içinden seçilmesi de, hak ve hakikat adına süren mücadelesi de bunun içindi. Allah'ın, yaratılmışların en şereflisi olarak muhatap aldığı insanı özüne döndürdükten sonra onlara yalnızca "İnsanlar! .. " demesi yeterdi. Çünkü bu, savrulan insanlığı merkezde birleştirmek ve onlara yeniden
insan olduklarını hatırlatmak demekti. Kendisini dinleyenler kaç yüz yıldır insanlıktan çok uzak yaşamış zavallıların çocuklarıydı ve şimdi kendilerine dönüyorlardı.